gencdiyaliz forum

Tam Versiyon: Diyaliz hastalarında Psikolojik Sorunlar ve çözüm yolları
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
http://www.tsn.org.tr/egcalhek/psikiyatrik_sorunlar.pdf dosyasının html sürümüdür.
PSİKİYATRİK SORUNLAR
M. Tuğrul SEZER
Diyaliz hastalarında normal hayat düzeni önemli ölçüde bozulmuştur. Diyaliz
hastaları birçok fiziksel ve psikolojik strese maruz kalır. En büyük stres
nedenlerinden birisi diyaliz işleminin kendisidir. Bunun dışında ilaç ve diyet
tedavisi, bir makineye bağımlılık, cinsel fonksiyon bozukluğu, iş kaybı, sık
hastalanma ve sağlık personeli stres kaynağı olabilir. Bir hastanın hastalığına
reaksiyonu onun premorbid kişiliği, aile ve arkadaş desteği ve altta yatan
hastalığın seyrine bağlıdır. Bu hastalarda sık karşılaşılan psikiyatrik sorunlar
depresyon, anksiyete, tedaviye uyumsuzluk, uyku bozuklukları, cinsel fonksiyon
bozukluğu, intihar girişimi, psikoz ve rehabilitasyondaki zorluklardır.
DEPRESYON
Diyaliz hastalarında en sık karşılaşılan psikolojik problemdir. Hemodiyaliz
hastalarında depresyonun mortalite ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Belirtileri
sürekli depressif mizaç, benlik-değeri düşüklüğü ve ümitsizlik hisleridir. Fizik
şikayetler de seyrek değildir. Bunlar uyku bozukluğu, iştah ve kilo değişikliği,
ağız kuruluğu, kabızlık ve cinsel istek ve performansta azalmadır. Yaklaşık her
500 diyaliz hastasından biri intihar eder. Başarısız intihar girişimleri daha sık
olup bu risk daima akılda tutulmalıdır. Çok sayıda diyaliz hastasının ölümü
intihar eğilimi ile ilgili olarak tedaviye uyumsuzluğa bağlıdır. Depresyon ayırıcı
tanısında yetersiz diyaliz, hiperkalsemi, hiponatremi, hipotirioidi gibi organik
düşünülmelidir.
TEDAVİYE UYUMSUZ DAVRANIŞ
Bütün kronik hastalarda olduğu gibi diyaliz hastalarında da öfke sık görülür
ve hastanın ailesine veya diyaliz personeline yönelik olabilir. İki hemodiyaliz
seansı arasında fazla sıvı alımı sonucu kilo artışı en sık izlenen tedaviye uyum
bozukluğudur. Aileden yeterli destek gören hastalarda tedaviye uyumsuz
Page 2
148
davranış daha azdır. Hastanın öfkeli olduğu durumda hastayı kışkırtmamak, onu
anlamaya çalışmak doğru olur. Öfkenin nedeni çoğu kez hasta tarafından da
bilinmez ve ev veya iş hayatı ile bağlantısının araştırılmasına ihtiyaç gösterir.
Hastanın diğer hastalara veya diyaliz personeline zarar verebilecek davranışları
karşısında psikiyatrik konsultasyon istenmelidir.
CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUĞU
Her iki cinsiyetten diyaliz hastalarının da cinsel sorunları vardır. Erkeklerde
empotans % 70 oranına ulaşabilir. Kadınlar da buna yakın oranda orgazm
inhibisyonu tanımlamaktadırlar. Cinsel ilişki sıklığı azalmıştır. Ayrıca vaginal
kuruluğa bağlı ağrılı cinsel temas (dyspareunia) vardır. Cinsel fonksiyon
bozukluğunda psikolojik faktörlerin önemli rol oynadığı kabul edilir. Erkeklerde
depresyon, iş kaybına bağlı olarak aile içindeki rolünün tersine dönmesi, idrar
yapma fonksiyonunun kesilmesi cinsel fonksiyon bozukluğuna katkıda
bulunabilir. Bununla beraber empotans genellikle organik nedenlere bağlıdır. Bu
organik nedenler üremi ile birlikte olan hormonal değişiklikler, diyabet, vasküler
bozukluk veya antihipertansif ilaçların kullanımı gibi faktörlerdir.
REHABİLİTASYON SORUNLARI
Hastaların yaklaşık 2/3’ü böbrek yetmezliği ortaya çıkmadan önceki işine
dönemezler. Bu hastaların işlerine dönebilmeleri büyük oranda sosyoekonomik
koşullarla bağlantılıdır. Diyaliz hastası bir üniversite profesörünün veya bir
işadamının işine dönmesi kalifiye işçiye göre daha kolaydır. Genellikle
kadınların, özellikle ev işine dönecek evli kadınların erkeklere göre şansları daha
fazladır. Maskülinite hissi doğrudan iş performansı ile bağlantılı olduğu için
erkeklerde iş kaybının büyük psikolojik etkisi vardır. Şahsın önceki işinden olan
memnuniyeti de önemlidir. İşlerinden zaten hiç hoşlanmamış olan şahıslar
diyalizin başlamasından sonra kısa zamanda iş aktivitelerini bırakma eğilimi
göstermektedirler. Ülkemizde diyaliz hastalarının rehabilitasyon sorunları
hakkında yapılmış çalışma sayısı sınırlıdır.
Türk Nefroloji Derneği 1997 yılı verilerine göre diyaliz hastalarının aktivite
durumları Şekil 1'de özetlenmiştir.
Page 3
149
8
10
19
10
39
31
34
50
0
10
20
30
40
50
Evre 0
Evre 1
Evre 2
Evre 3
HD
SAPD
Şekil 1. Hemodiyaliz (HD) ve sürekli ayaktan periton diyalizi (SAPD) hastalarının
aktivite durumu
Evre 3: Tam gün çalışabilen ve normal fizik aktivite gösteren hastalar
Evre 2: Yarım gün çalışabilen veya hafif ev işi şeklinde kısmi ve kısıtlı aktivite gösterebilen
hastalar
Evre 1: Ancak kendi ihtiyacını karşılayabilen (sedanter)
Evre 0: Yardıma muhtaç
Şekil 1'den görüldüğü gibi sürekli ayaktan periton diyalizi hastalarında
aktivite durumu ve yarım-tam gün çalışabilme oranı hemodiyaliz hastalarından
daha iyidir. Bu durum tedavi şeklinin sonucu mudur veya aktivite durumu daha
iyi olan hastalar sürekli ayaktan periton diyalizini mi seçmektedir sorularını
gündeme getirmektedir. Bu sorular ayrı tartışma konusudur.
Eritropoietin kullanımı ve aneminin daha etkin tedavisi bu hastaların
rehabilitasyonuna katkıda bulunur. Rehabilitasyonun önemli bir yönünün de
egzersiz olduğu unutulmamalı ve egzersiz programı düzenlenmelidir.
UYKU BOZUKLUKLARI
Diyaliz hastalarında uyku bozuklukları oldukça sıktır. Uyku bozuklukları
zihinsel aktivitelerde azalmaya yol açabilir. En sık rastlanan uyku bozukluğu
psikososyal strese bağlı hafif, geçici uyku bozukluklarıdır. Anksiyete ve
depresyona bağlı uykusuzluk da izlenebilir. Bazı ilaçlar (bazı antihipertansifler,
steroidler, tiroksin, simetidin....) de uykusuzluğa neden olabilir.
%
Page 4
150
TEDAVİ
TEDAVİYE UYUMUN SAĞLANMASI
Tedaviye uyumun sağlanması için hekime büyük sorumluluklar düşmektedir.
Bu konuda hekimler aşağıdaki prensiplere dikkat ederlerse daha başarılı olurlar:
1.Hekim, hastanın ailesi ve hemodiyaliz personeli ile arasındaki çatışmalardan
haberdar olmalıdır. Hastalar ailesi ve personel ile olan sorunlarını bazen
tedavilerini aksatarak yansıtabilirler.
2.Hastanın tedavisini anladığından emin olmak gerekir. Diyaliz hastası çok
sayıda ilaç kullanır, beslenme düzenini değiştirir; bu tedavileri ve tedavisinde
yapılan değişiklikleri anlaması ve uyum sağlaması zor olabilir. Hasta eğitimi için
toplantı, konferanslar yararlı olabilir.
3.Tedaviye uyumsuz hastanın morali bozulmamalıdır; hastalar yanlış da olsa
istedikleri tedaviyi seçmek hakkına sahiptir. Bu konuda yapılacak baskılar ters
tepebilir.
4.Tedavi ne kadar basitleştirilirse uyum şansı o kadar artar, gereksiz tanı
yöntemi, ilaç ve tedavilerden kaçınılmalıdır.
5.Tedavide uyumsuzluğun nedeni depresyon veya başka bir psikiyatrik sorun
olabilir.
ÖNLEME VE PSİKOTERAPİ
Birçok psikolojik problemi gelişmeden önlemek mümkündür. Hastanın
kişiliğine, hayat tarzına en uygun diyaliz şeklinin seçilmesi bu açıdan önemlidir.
Hastalara cinsel fonksiyon bozukluğu hakkında önceden bilgi verilmelidir.
Psikoterapi yöntemlerinin birçok çeşidi bu popülasyon için yararlıdır. Bazı
yöntemler psikiyatrist olmayan kişilerce de uygulanabildiği halde bazılarının
psikiyatristler tarafından gerçekleştirilmesi gereklidir. Destekleyici anlamda
bireysel psikoterapi spesifik semptomları gidermede faydalıdır. Ancak diyaliz
hastaları genellikle inkar mekanizması şeklinde ego defansı geliştirdikleri için
bireysel psikoterapiye dirençli olma eğilimindedir. Psikolojik problemlerin
çözümlenmesi kadar eğitime de yönelik olan grup psikoterapisi de faydalı
olabilir. Seksüel davranış terapisi cinselliğe yöneltme ve cesaretlendirmeyi içine
alır. Amaç cinsellikten kaçınmanın ortadan kaldırılmasıdır. Aşırı zorlamadan
düzenli yapılacak egzersizin böbrek yetmezliği olan hastanın depresyon ve
anksiyetesini azalttığı gösterilmiştir.
İLAÇ TEDAVİSİ
Hastalara verilebilecek anksiyolitik, antidepresan, majör trankilizan ve
lityum karbonat uygun dozda verilmelidir. Genel olarak Lityum dışındaki
Page 5
151
psikotropik ilaçların çoğu karaciğerde metabolize edilir. Diyaliz hastalarında
psikotrop ilaçların maksimum dozunun üremik olmayan hastalardaki dozunun
2/3’ünden fazla olmaması önerilir. Anksiyete durumları ve tekrarlayıcı panik
ataklar başlangıçta psikoterapi ve desensitizasyon ile tedavi edilebilirse de,
gerektiğinde
Lorazepam (Ativan), Alprazolam (Xanax) gibi kısa etkili
benzodiazepin türevleri verilebilir. Chlordiazepoxide (Librium), Diazepam
(Diazem) gibi aktif metabolitleri olan benzodiazepin türevleri letarjiye yol
açabileceklerinden dolayı bunların uzun süreli kullanımından kaçınılmalıdır.
Depressif semptomların tedavisinde antikolinerjik etkisi olmayan veya minimal
olan Fluoxetine, Sertraline, Paroxetine, Nefazodone ve Venlafaxine minimal doz
uyarlaması ile kullanılabilir. Kardiyak iletim bozukluğu olan hastalarda zayıf
kolinerjik etkisi nedeniyle Fluoxetine tercih edilebilir. Lityum endike olduğu
zaman dikkatle ve serum seviyeleri yakın takip edilerek verilebilir. İki diyaliz
arasında dozun tekrarlanmasına lüzum yoktur, çünkü bu dönemde Lityum
minimum miktarda atılacaktır. Organik sebepler dışında akut olarak psikotik
davranış gösteren hastalarda haloperidol gibi ilaçlar olağan dozda kullanılabilir.
UYKU BOZUKLUKLARININ TEDAVİSİ
Uykusuzluğun tedavisinde clonazepam, lorazepam, nitrazepam, oxazepam,
temazepam gibi benzodiazepin türevleri kullanılabilir. Uykusuzluğun
giderilmesinde alışkanlıkların değiştirilmesi de yardımcı olabilir:
1.Uyku ve uyanma zamanları düzenli olmalıdır.
2.Yatakta yeteri kadar zaman harcanmalıdır, bu zaman kısa veya uzun
olmamalıdır.
3.Gün içinde kısa uykulardan kaçınılmalıdır.
4.Beslenme saatleri düzenli olmalıdır, hasta aç yatmaktansa hafif birşeyler
yiyerek uyumalıdır.
5.Gün içinde egzersiz arttırılmalı ancak uyku zamanı uyarıcı egzersizden
kaçınılmalıdır.
6.Akşamları ev içi veya dışında sosyal aktiviteler teşvik edilmeli ancak uyku
saatinden önce gerilim yaratabilecek diyaloglardan kaçınılmalıdır.
7.Ilık bir banyo veya ılık bir süt uykuya dalmayı kolaylaştırabilir.
8.Uyku saatinden önce kafein, nikotin ve alkol alımından kaçınılmalıdır.
9.Yatak odasınının konforu arttırılabilir.
RENAL TRANSPLANTASYON
Renal transplantasyon yaşam kalitesini arttırarak psikiyatrik sorunların
iyileşmesine önemli ölçüde katkıda bulunur ancak başarısız renal
transplantasyon sorunları ağırlaştırabilir.
Page 6
152
Sonuç olarak, yapılan çalışmalar diyaliz tedavisine başlanılan ilk yılda her-
hangi bir nedenle psikiyatrik desteğe % 70 oranında ihtiyaç duyulduğunu, zaman
ilerledikçe muhtemelen bir çeşit adaptasyon sağlandığı için bu oranın % 30'lara
düştüğünü göstermektedir. Bu bilgiye dayanarak diyaliz programına alınacak
hastaların öncelikle psikiyatrik değerlendirmeye alınması ve eğer gerekiyorsa
psikiyatrik tedavi programlarının da başlatılması hem hastaların psikososyal
adaptasyonlarını kolaylaştıracak hem de tedavinin başarısını ve hastanın yaşam
kalitesini arttıracaktır.
KAYNAKLAR
1.Kimmel PL, Levy NB. Psychology and rehabilitation. Handbook of Dialysis.
Daugirdas JT, Blake PG, Ing TS (eds). Lippincott Williams & Wilkins, Philadelphia,
2001: 413-419.
2.Levy NB. Psychiatric considerations. Textbook of Nephrology. Massry SG, Glassock
RJ (eds). Williams and Wilkins, Baltimore, 1996: 1325-1328.
3.Baştürk M, Utaş C, Eşel E, Karaaslan F. Hemodiyaliz hastalarında mental bozukluklar.
Erciyes Tıp Dergisi 1993; 15: 227-231.
4.Kimmel PL. Depression as a mortality risk factor in hemodialysis patients. Int J Artif
Organs 1992; 15: 697-699.
5.Sofuoğlu S, Hasanoğlu E, Yücesoy M, Baştürk M. Düzenli hemodiyaliz hastalarında
psikiyatrik bozukluklar. Erciyes Tıp Dergisi 1989; 11: 49-55.
6.Levy NB. Psychology and rehabilitation. Handbook of Dialysis. Daugirdas JT, Ing TS
(eds). Little, Brown and Company, Boston 1994: 369-373.
7.Türk Nefroloji Derneği, Registry 1997.
8.Yu BH, Dimsdale JE. Psychiatric and psychosocial complications in chronic dialysis.
Complications of dialysis. Lameire N, Mehta RL (eds). Marcel Dekker, Inc., New York,
2000: 591-603.
alinti : http://www.tsn.org.tr/egcalhek/psikiyatrik_sorunlar.pdf
Diyaliz hastalarında psikoloji çok önemlidir ;çünkü hastalar bir anda hiç bilmediği bir hayatın içine girerler herşey bir anda allak bullak olmuştur onlar için. tanık olduğum birçok hasta hayata küsmüş hatta intiharı bile düşünmüşlerdi ama bunların hiçbiri çözüm değil bence.evet zor bir hastalık moral çok önemli.bazen hastaların psikolojik tedaviye ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum bir destek şart zamanla herşey yoluna girecektir zaten yeter ki istek azim olsun.hiçbir zaman kendimizi bırakmamalıyız asla ve asla hastalığa yenilmeyeceğiz.her zaman moralimizi yüksek tutmak zorundayız.Asla yılmak yokkk.hastalığı yenmenin tek yolu;hastalığa kafa tutmak onunla savaşmak onun bizi değil,bizim onu mat etmemiz gerek.zaten herşey beyinde bitiyor;o yüzden asla hastalığımızı takmayacağız anlaştıık mı arkadaşlar.hayatı akışına bırakmalıyız.olduğu gibi yaşamalıyız.tabi bunun yanında da elimizden geleni de yapacağız.herkese sağlıklı ,mutlu YARINLAR.......
ya arkadaslar bn bi merak üzerine her hangi bi sekilde organ naklı(göz,kalp,böbrek vs) yapılan kişi acaba duygusal anlamdada bi degişiklik hissediormu manevi anlamda yani organ naklı yapılmıs olan arkadaslar yanıt verirlerse sevincem???????tesekkürler.
usnacmaor güzel ve özel bir konuya deginmissin evet ölen birisinden organ almak ilginc farkli garip bir duygu olsa gerek, bunu olan arkadaslar yanitlayabilir bekliyoruz : )
cvbları yine beklioruzBig GrinBig Grin
slm usnacmor ben böbrek nakli olalı 2yıl dolucak duygusal anlamda etki oluyor hiç olmuyacak şeylere üzülüp aglama moral bozuklugu bir bakmışsın çok mutlu yani oluyor sanırım sormak istedigin buydu ihşallah seni aydınlatmışımdır kib allaha emanet olSmile
usnacmor demiş kiya arkadaslar bn bi merak üzerine her hangi bi sekilde organ naklı(göz,kalp,böbrek vs) yapılan kişi acaba duygusal anlamdada bi degişiklik hissediormu manevi anlamda yani organ naklı yapılmıs olan arkadaslar yanıt verirlerse sevincem???????tesekkürler.

Acaba?
Aşkları da devralır mı
kalp nakli yaptıranlar?

Yılmaz Erdoğan


böbrek nakli olalı 2 yıl oldu..17 yaşındaki genç bir kızın böbreği...asla böyle bir şey yok bana göre..mutlaka insanın aklına böyle şeyler gelebiliyor ama bunun için bence beyin nakli olması gerekir..:Dmerkezi yönetim orası çünküWink..

melek arkadaşımın dediği ise şöyle; kullandığımız ilaçlar tamemen sinir sistemimizi etkilediği için her an kavgaya hazır, agresif, alıngan vs karmaşık duygular içinde olabiliyoruz ama bu ilaç dozları azalınca tamamen kayboluyor...Smile


pozitifliğe..
Kendi önününzden çekilin...

"Hasta değil... İNSAN"

Fizyolojik olarak yaşamımızın en temel gereksinimi olan zararlı maddelerin vücudumuzdan atılması, suni böbrek ile yapılacaktır. Oysa psikolojik olarak vücudumuzda ve çevremizde olanların tümü kendimizi bir diyaliz hastası olarak görmemize neden olacaktır.

İşte en önemli sorun da budur...

"Hasta" kelimesi bağımlılığı anlatır, yardım edilme ihtiyacını hissettirir. Eğer çevremizdekiler bizi hasta gibi görüyor ise, bu normal karşılanabilir. Ancak, eğer biz kendimizi "hasta" gibi görüyorsak, diyalizden beklentimizin de bir önemi kalmayacaktır.

Oysa diyalizin bize sağlayacağı en önemli yarar, normal yaşamımızı kendimizi iyi hissederek sürdürmektir
KONU 1 : Aile ve yakınlarının uygun davranış biçimleri ne olmalıdır?

Öncelikle: Bu konuda tek bir cevap, tek bir anahtar çözüm ve tek bir yaklaşım olmadığını kabul edelim. Diyaliz ünitelerimizdeki gözlemlerim ve psikolojik destek amaçlı görüşmelerimden edindiğim izlenimlerim doğrultusunda aşağıdaki noktalara dikkat çekmek isterim.

1. Hastalarımızın diyalize başlama yaşları 2. Diyalize girinceye kadar geçirdikleri süreç 3. Hastalarımızın aile yapısı (diyalize girme süreci öncesi ve sonrası ailenin tutumu, tepkileri) 4. Hastalarımızın genel kişilik yapısı özellikleri

Tüm bu noktalar, hastalarımızın tepkilerinde ve çevrelerine yansıttıklarında, kanımızca çok önemli olmaktadır.

1. Diyalize Başlama Yaşı:

Makineli yaşam tarzını benimserken yaş faktörü: yaşam ile ilgili beklentiler; amaçlar ve kişilik yapılanmasında öne çıkarılan savunma mekanizmaları açısından önem kazanmaktadır. Örneğin: Lise çağında hemodiyalize başladığını düşündüğümüz bir kişi ile emeklilik döneminde ele aldığımız diğer bir bireyin yaşam ile ilgili beklentilerinde, amaçlarında ve hastalık süreci değerlendirmelerinde yaklaşımlarının aynı olmadığını gözlemlemekteyiz.

Lise çağında okuluma devam etmeli miyim, hastalık süreci yaşamımı nasıl etkiler, arkadaşlık ilişkilerimde rahatsızlığımı nasıl ortaya koyabilirim, yaşamımda sadece hastalığıma mı odaklanacağım tarzında sorgulamalar söz konusu olurken emeklilik çağında zaten yaşamım iş hayatı bittiği için durağan geçiyordu şimdi hastalıkla birlikte yeni bir uğraş süreci başladı artık hemodiyaliz benim için bir iş oldu tarzında tepkiler alınabilmektedir. Tabii tüm bu saydıklarımız çok çeşitli tepkilerden sadece bazılarıdır ve yalnızca yaş faktörü ile açıklanmaları kanımızca sakıncalı olur. Aşağıda ele almaya çalışacağımız diğer faktörlerde hastalarımızın tepkilerinde belirleyici olmaktadırlar.


2. Diyalize Girinceye Kadar Geçirilen Süreç:

Bu süreçten kastedilen makineli yaşam ile tanışmaya kadar geçen hastalık sürecidir. Bazı hastalarımızın zaten o kadar uzun bir süredir hemodiyalize girebileceğim endişesi ile yaşıyorum ki hekimim artık bu bir gereklilik oldu dediği gün hiç şaşırmadım dediklerini not ediyorum. Bu sürece psikolojik gözlem açısından baktığımda hem korkulu bir bekleyiş ama hem de kişinin kendisini alıştırma süreci olarak değerlendiriyorum. Oysa bazı hastalarımızda 1 hafta önce hiçbir şeyim yoktu aniden hastaneye kaldırılmışım ve kendimi makineye girer buldum açıklamalarının geri planında makine ve diyaliz gerçeği ile aniden tanışma gözlemliyorum. Bu gerekli ve ani tanışmanın getirebileceği yoğun kaygı duygularına özellikle tüm hasta yakınlarının dikkatlerini çekmek istiyorum.

3. Hastalarımızın Aile Yapısı: (Diyalize girme süresi öncesi ve sonrası ailenin tutumu, tepkileri)

Hastalarımızın; ailesi ve yakın çevresinin onları doğru ele alış biçimlerinin ve ruhsal desteklerinin son derecede önemli olduğunu belirtmeden geçemiyorum. Doğru ele alış biçiminden anladığım ise hastalarımızın ruhsal ihtiyaçlarını hissederek onlara gerekiyorsa! yardım etmektir.

Örneğin: Diyaliz çıkışında o gün yorgun olduğu için odasında yalnız kalıp dinlenmek isteyen bir hastamızın yanında olup konuşmaya ve onu neşelendirmeye çalışan bir yakını aslında hastamızın o anki ruhsal ihtiyacına karşılık verememektedir. Doğru ruhsal yardım: gerektiği zaman ve hastamızın kendi ruhsal ihtiyaçlarını doyurma yönünden yapılanıdır. Gerektiği zaman ve yeteri kadar iyi yardım eden bir aile yapısı - her zaman ve gerekmediği kadar çok! yardımcı olmaya çalışan bir aileye tercih edilir. Çünkü amaç: Hastalarımızı her zaman birer birey olarak ele almak ve onları acizleştiren ve/veya bebekleştiren davranışlardan kaçınmaktır. Dolayısıyla burada önemle vurgulamak istediğim; ailenin ruhsal yardımının zaman ve miktar açısından son derecede önemli olduğudur. Bu yardım diyalize yeni başlayan hastalarımızda ve zaman zaman geçirilebilen karamsarlık süreçlerinde çok büyük değer kazanmaktadır. Doğru ve doz açısından! gerektiği gibi ayarlanmış ruhsal yardımın hastamızı psikolojik olarak güçlü kılmak açısından sayılamayacak kadar çok yararları olduğunu düşünüyorum. Burada önemle vurgulamak istediğim bir diğer husus da:

Rahatsızlık öncesinde de iyi işlediğini düşündüğümüz aile yapılanması (yardımlaşma, zorluklara birlikte göğüs germe, mutlulukları paylaşma gibi ortak tepkiler) hastalarımızın ruhsal açıdan güçlenmesinde çabuklaştırıcı rol oynamaktadır. Hastalık süreci ve hemodiyalizli yaşam aşamasında da aile fertlerinin tutumu hastalarımızın tepkilerine olumlu veya olumsuz şekilde yansıyabilmektedir.

4. Hastalarımızın Genel Kişilik Yapısı Özellikleri:

Hastalıklara ruhsal tepkilerimizde kişilik yapısı özellikleri belirgin olarak rol oynamaktadır. Zorlu yaşam süreçlerine nasıl tepki verdiğimiz, onları yaşamımıza nasıl uyarladığımız, kriz dönemi sayılabilecek hastalığa alışma dönemini de net olarak belirlemektedir. Özet olarak söylemek gerekirse böbrek rahatsızlığı süreci ve hemodiyaliz tedavisinde kişilerde yepyeni kişilik yapısı özelliklerinin ortaya çıktığını söylemek kanımızca doğru olmaz. Kişilik yapısı işleyişinde zaten var olan veya bastırılan özellikler daha belirgin olarak ortaya çıkabilir. Mesela; zaten çevresinde sinirli olarak tanınan bir kişinin bu özelliğinin artık iyice belirginleşmesi gibi.

Burada da genellemelerden kaçınmak ve rahatsızlık sürecinin çeşitli dönemlerinde (makinaya alışma, hastalığı kabullenme veya değişik kararlar aşamasında -böbrek nakli sorgulaması gibi-) çok çeşitli tepkilerin verilebileceğini; aile fertlerinin bunlara yaklaşımının sağduyulu ve uyumla yapılması gerektiğinin altını çizmek isterim.

Gözlemlerimi sizlerle paylaşırken amacım önemli noktalara dikkatinizi bir kez daha çekmekti. Tüm yukarıda sayılanlar çok özet bir cümlede toparlamak gerekirse:

Hastalarımıza aile fertlerinin yapacakları en önemli ruhsal yardım, onlara sağduyulu, anlayışlı gereken miktar ve zamanda hasta kişilik yapısı, yaşı ve yaşadıkları göz ardı edilmeden yapılanıdır demek isterim.

Konu 2: Hemodiyaliz ve Psikolojik Tepkiler

Diyalizde farklı tedavi seçenekleri, (hemodiyaliz, periton diyalizi gibi) bireyin hayatını sürdürürken, psikolojik ve sosyal açıdan gereksinimlerini de en üst düzeyde doyurabilmesini amaç edinmektedirler. Hekimin uygun bulduğu ve kişiyi yönlendirdiği hemodiyaliz tedavisinde hangi psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir. Kısaca ele alalım:

Tedaviye İlk Başlama Sürecinde Makineyi ve tedavi şeklini kabullenmede yoğun güçlükler ve bu zorlukların getirdiği: aşırı sıkıntı, sinirlilik, isyan, hayal kırıklığı, tedaviye direnç, yoğun öfke; bazen de kişilik yapısı özelliklerinin bir sonucu olarak: aşırı suskunluk, kendini bırakmışlık, her şeye boyun eğen bir tavır, aileye karşı ve kendi iç dünyasında yoğun suçluluk duygulanımı-benim yüzümden güçlük çekiyorlar, ben eskiden yaşantımda şu yanlışları yapmasaydım bu bana ve aileme ceza olarak verilmezdi düşünceleri yoğun endişe hali ve yaşama dair önemli sorgulamalar karşılaşılan tepkilerden ve duygulanım süreçlerinden bazılarıdır.

Bu tepkilere ve izlenebilecek birçok değişik duygusal duruma

. hastanın iç dünyasında kendisinden, . ailesinden, çevresinden, . tedavi ekibinden,

değişik cevaplar gelir. Bu aşamada yapılabilecek en doğru girişim: Tepkisi ne olursa olsun, hastamıza: ailesi ve tedavi ekibi olarak: yanında olduğumuzu hissettirmek, onu DİNLEMEK GÜVEN DUYMASINI SAĞLAMAK, YORUM YAPMAMAYA ÇALIŞMAK, (Ben olsaydım şöyle düşünür, yapardım tarzından olabildiğince kaçınmak) ve İŞBİRLİĞİ YAPMAK (aile, hasta, tedavi ekibi) olmalıdır.

Tedavi Sürerken

Bazı bireylerin kişilik yapısı özellikleri tedaviye uyumu kolaylıkla gerçekleştirebilirken; bazen, diğerlerinde: isyan duygulanımı, tedaviye uyumu reddetme, yoğun karamsarlık duygulanımı, bezginlik hissi -ne kadar sürecek?-, tekrar hastalık sürecini sorgulama, değişik açıklamalar ve mucizevi çözümler arama: beni anlamadılar, ben filanca memlekette olsaydım başka olurdu …, fiziksel ve sosyal yetersizlik hisleri, diyaliz ekibine düşmanca tavır (ve-veya aileye çevreye), diyete uymamak; sürekli istemek ama istekler gerçekleşse bile memnun olmamak tavrı gelişebilir.

Bu aşamada da aile ve tedavi ekibi işbirliği gerekmekte: Hastayı anlar, onu tepkilerinde kabullenir, doğruyu bulmasına ve iletişimi sürdürmesine yardımcı tutum sergileyebilmek amaç edinilmelidir.

Özetle belirtmek gerekirse: Hemodiyaliz ile tedavide, kişisel tepkileri ne olursa olsun, hasta bireyinde; ''''kendisi'''' için yapması gerekenler vardır.

HASTA BİREY :

. Tedavinin her aşamasında tedavi yöntemleri, çeşitli diyet kısıtlamalarının sebepleri, diyaliz seansının nasıl geçtiği hakkında bilgilenme talebini tedavi ekibine iletmeli

. Beklentilerini, duygulanım ve düşüncelerini açık, -saygıyı ve tedavi ekibinin de sınırlarını gözeten tutumda - iletişim ortamında paylaşmalı

. Hemodiyaliz tedavisini yaşamına olabildiğince gerçekçi bir biçimde (ne tamamıyla yok sayarak ne de tamamıyla tedaviye odaklanarak) yerleştirmeli

. Kendisine sosyal kişisel amaçlar edinirken, kendi yaşamının denetimini kendisi yapabilmeli, etrafına aşırı bağımlılıktan kaçınmalı

. Yaşam sürerken hemodiyalizi kendisi ve ailesi açısından; tüm psikolojik ve sosyal sorunların tek ve ana kaynağı olarak görmekten kaçınmalı

. Aşamadığını düşündüğü sorunları tedavi ekibi psikoloğu ile: güven ortamında, gerekirse uzun süreli görüşmelerde ele almaktan kaçınmamalıdır.

Sözlerimi bitirirken: güven ortamında Bilgilenme isteği ve Bilgilendirmenin esas alındığı, Aile-hasta-ekip işbirliği ve iletişiminin sürekli kılındığı hemodiyaliz tedavi ortamının, hastaya olumlu ruhsal etkilerini bir kez daha vurgulamak isterim.

(Alıntı)
Referans URL