<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[gencdiyaliz forum - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[gencdiyaliz forum - http://www.gencdiyaliz.com/forum]]></description>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 02:29:54 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Olumsuzluk denizinde büyümek...]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2548</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 01:06:56 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2548</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.sifacemberi.com/images/stories/944H_6282.jpg" border="0" alt="[Resim: 944H_6282.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
Bir araştırmaya göre, ortalama ve nispeten pozitif sayılabilecek bir evde yetişen bir kişi 18'ine basmadan 148,000 kere "hayır" kelimesini veya neyi yapamayacağını duyuyor. Aynı kişinin bu süre zarfında işittiği "evet" kelimesi veya şevklendirici, yapabileceklerini gösteren kelimelerin sayısı is çok daha az....<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Peki bu ne demek?<br />
</span><br />
Hayatta elde ettiğiniz sonuçlar eylemlerimizden davranışlarımızdan kaynaklanıyor. Eylemlerimizi davranışlarımızı ise düşüncelerimiz belirliyor. Düşüncelerimizi ise inançlarımız, inançlarımızı ise bilinçaltımızda çalışan programlama belirliyor...<br />
<br />
Program da bilinçaltınızda çalışıyor. Programlama ise tekrarla oluyor....<br />
<br />
ve 148,000 sıkı bir tekrarlama sayısı...sonuçta sıkı bir programlama sağlıyor...<br />
<br />
Bu programlama inançlarımızı, inançlarımız düşüncelerimizi, düşüncelerimizi eylemlerimizi davranışlarımızı, davranışlarımız ise hayatta elde ettiğimiz sonuçları doğurur.<br />
<br />
Yine bir araştırmaya göre günde 50.000 düşünce düşünüyoruz ve bunların %90'ı tekrar eden düşünceler. Yani eski, tekrar eden bir kayıt gibi. Ve tekrar eden düşünceler şablonlar, alışkanlıklar oluşturur. Gerçek anlamda kendinizi bu tekrar eden düşüncelerle ipnotize edersiniz.<br />
<br />
Ve bir başka araştırmaya göre de bu düşüncelerimizin %77'si negatif, kendimize zarar verici, engelleyici ve yaratıcılığı öldürücü.<br />
<br />
Unutmayın, hayatta elde ettiğiniz sonuçlar eylemlerimizden davranışlarımızdan kaynaklanıyor. Eylemlerimizi davranışlarımızı ise düşüncelerimiz belirliyor. Düşüncelerimizi ise inançlarımız, inançlarımızı ise bilinçaltımızda çalışan programlama belirliyor...Program da bilinaçltınızda çalışıyor.<br />
<br />
Bununla da kalmıyor. Bilinçaltınız sizinle ilgili herşeyi kontrol ediyor. Mesela otonom sinir sisteminizi. Kalp kaslarınızı, bez salgılamalarınızı, hormonlarınızı, kısaca herşeyinizi kontrol eden bir sistemi bilinçaltınız kontrol ediyor.<br />
<br />
Şayet kendinize sürekli "ben savsağım" diyorsanız, bilinçaltınız hormonlarınızla, otomatik hareketlerinizle vb çalışıyor ve sizin bir savsak gibi davranmanızı ve hareket etmenizi sağlıyor, hatta garantiliyor. "Ben sosyal değilim" dediğinizde, kendinizi bir köşede dururken buluyorsunuz. "Sen ne emredersen patron!"<br />
<br />
Bilinçaltınız bir bilgisayardır. İçine ne program koyarsanız ona göre çalışır. Bilinçaltı koyduğunuz programı hiç sorgulamaz, hiç karşı çıkmaz. Patron sizsiniz ve ne söylerseniz o olur.<br />
Hayal ettikleriniz, düşünceleriniz, algıladıklarınız, algılamadıklarınız, ne gördüğünüz, neyi kaçırdığınız sadece tek bir şey tarafından belirlenir: programınız! yani kendinize sürekli söyledikleriniz ve büyüme çağında sürekli duyduklarınız ve gözlemledikleriniz.<br />
<br />
Peki şimdi bu kutununu dışına nasıl çıkacağız. Kendimizi olumlu şeyler yaşamak, daha iyi bir hayat, mutluluk ve sevinç için nasıl programlayacağız.<br />
<br />
<br />
Aynen kendinizi daha önce programladığınız gibi...Bu sefer pozitifi sürekli tekrar ederek. Sizin için pozitif anlamda işe yarayanı bulacak ve ardından, bu yeni pozitif yol sizin bir parçanız haline gelinceye kadar emek vereceksiniz. Ve işe yaradığını gördükçe kendinizi daha da iyi hissedecek, daha bir dört elle sarılacaksınız.<br />
<br />
Bu süreci hızlandıracak pek çok yöntem var. Onları da bulmak, kalbinizin size söylediklerini dinlemek tamamen size kalmış.<br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak: İnternet<br />
<br />
Çeviri: Lale Külahlı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.sifacemberi.com/images/stories/944H_6282.jpg" border="0" alt="[Resim: 944H_6282.jpg]" /><br />
<br />
<br />
Bir araştırmaya göre, ortalama ve nispeten pozitif sayılabilecek bir evde yetişen bir kişi 18'ine basmadan 148,000 kere "hayır" kelimesini veya neyi yapamayacağını duyuyor. Aynı kişinin bu süre zarfında işittiği "evet" kelimesi veya şevklendirici, yapabileceklerini gösteren kelimelerin sayısı is çok daha az....<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Peki bu ne demek?<br />
</span><br />
Hayatta elde ettiğiniz sonuçlar eylemlerimizden davranışlarımızdan kaynaklanıyor. Eylemlerimizi davranışlarımızı ise düşüncelerimiz belirliyor. Düşüncelerimizi ise inançlarımız, inançlarımızı ise bilinçaltımızda çalışan programlama belirliyor...<br />
<br />
Program da bilinçaltınızda çalışıyor. Programlama ise tekrarla oluyor....<br />
<br />
ve 148,000 sıkı bir tekrarlama sayısı...sonuçta sıkı bir programlama sağlıyor...<br />
<br />
Bu programlama inançlarımızı, inançlarımız düşüncelerimizi, düşüncelerimizi eylemlerimizi davranışlarımızı, davranışlarımız ise hayatta elde ettiğimiz sonuçları doğurur.<br />
<br />
Yine bir araştırmaya göre günde 50.000 düşünce düşünüyoruz ve bunların %90'ı tekrar eden düşünceler. Yani eski, tekrar eden bir kayıt gibi. Ve tekrar eden düşünceler şablonlar, alışkanlıklar oluşturur. Gerçek anlamda kendinizi bu tekrar eden düşüncelerle ipnotize edersiniz.<br />
<br />
Ve bir başka araştırmaya göre de bu düşüncelerimizin %77'si negatif, kendimize zarar verici, engelleyici ve yaratıcılığı öldürücü.<br />
<br />
Unutmayın, hayatta elde ettiğiniz sonuçlar eylemlerimizden davranışlarımızdan kaynaklanıyor. Eylemlerimizi davranışlarımızı ise düşüncelerimiz belirliyor. Düşüncelerimizi ise inançlarımız, inançlarımızı ise bilinçaltımızda çalışan programlama belirliyor...Program da bilinaçltınızda çalışıyor.<br />
<br />
Bununla da kalmıyor. Bilinçaltınız sizinle ilgili herşeyi kontrol ediyor. Mesela otonom sinir sisteminizi. Kalp kaslarınızı, bez salgılamalarınızı, hormonlarınızı, kısaca herşeyinizi kontrol eden bir sistemi bilinçaltınız kontrol ediyor.<br />
<br />
Şayet kendinize sürekli "ben savsağım" diyorsanız, bilinçaltınız hormonlarınızla, otomatik hareketlerinizle vb çalışıyor ve sizin bir savsak gibi davranmanızı ve hareket etmenizi sağlıyor, hatta garantiliyor. "Ben sosyal değilim" dediğinizde, kendinizi bir köşede dururken buluyorsunuz. "Sen ne emredersen patron!"<br />
<br />
Bilinçaltınız bir bilgisayardır. İçine ne program koyarsanız ona göre çalışır. Bilinçaltı koyduğunuz programı hiç sorgulamaz, hiç karşı çıkmaz. Patron sizsiniz ve ne söylerseniz o olur.<br />
Hayal ettikleriniz, düşünceleriniz, algıladıklarınız, algılamadıklarınız, ne gördüğünüz, neyi kaçırdığınız sadece tek bir şey tarafından belirlenir: programınız! yani kendinize sürekli söyledikleriniz ve büyüme çağında sürekli duyduklarınız ve gözlemledikleriniz.<br />
<br />
Peki şimdi bu kutununu dışına nasıl çıkacağız. Kendimizi olumlu şeyler yaşamak, daha iyi bir hayat, mutluluk ve sevinç için nasıl programlayacağız.<br />
<br />
<br />
Aynen kendinizi daha önce programladığınız gibi...Bu sefer pozitifi sürekli tekrar ederek. Sizin için pozitif anlamda işe yarayanı bulacak ve ardından, bu yeni pozitif yol sizin bir parçanız haline gelinceye kadar emek vereceksiniz. Ve işe yaradığını gördükçe kendinizi daha da iyi hissedecek, daha bir dört elle sarılacaksınız.<br />
<br />
Bu süreci hızlandıracak pek çok yöntem var. Onları da bulmak, kalbinizin size söylediklerini dinlemek tamamen size kalmış.<br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak: İnternet<br />
<br />
Çeviri: Lale Külahlı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kby ve infertilite]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2547</link>
			<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 23:21:13 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2547</guid>
			<description><![CDATA[son dönem kby olan veya diyalize girenlerin cocuğu olurmu? Bu durumda olan arkadaşlar varsa yazmalarını rica ederim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[son dönem kby olan veya diyalize girenlerin cocuğu olurmu? Bu durumda olan arkadaşlar varsa yazmalarını rica ederim.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bir öneri]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2546</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 18:28:33 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2546</guid>
			<description><![CDATA[çoğu sitenin msn grup odaları var. neden bizim bir tane yok?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[çoğu sitenin msn grup odaları var. neden bizim bir tane yok?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ORGAN NAKLİNDE YENİ DÜZENLEME!!]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2545</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 21:19:46 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2545</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: large;">Organ naklinde yeni düzenleme<br />
Sağlık Bakanlığı açıkladı...<br />
<br />
05.03.2010 12:17<br />
</span></span><br />
<span style="font-size: medium;">Sağlık Bakanlığı, eşler arasında organ nakli için en az iki yıl fiilen birlikte yaşama şartı getirdi.<br />
<br />
Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelik değişikliğiyle akraba dışı canlıdan organ nakli ile ilgili düzenlemeler yapıldı.<br />
<br />
Buna göre, canlıdan organ nakli, alıcının en az iki yıldan beri fiilen birlikte yaşadığı eşi, dördüncü dereceye kadar (dördüncü derece dahil) kan ve kayın hısımlarından yapılabilecek.<br />
<br />
Söz konusu canlı verici olabileceklerin haricinde canlıdan nakil yapılabilmesi için; naklin yapılacağı ilde oluşturulacak etik komisyonunun verici ile alıcı arasında, bu yönetmeliğe ve diğer ilgili mevzuata aykırı herhangi bir hususun bulunmadığını ve etik açıdan organ bağışının uygunluğunu onaylaması gerekecek.<br />
<br />
Nakil için alıcı ve verici, il sağlık müdürlüğü aracılığıyla şu belgelerle birlikte öncelikle komisyona başvuracak:<br />
<br />
-Alıcı ve vericinin T.C. kimlik numarası,<br />
<br />
-Vericinin mümeyyiz olduğuna dair rapor,<br />
<br />
-Veriden alınmış, en az iki tanıklı hekim onaylı, muvafakat belgesi,<br />
<br />
-Verici ve alıcının hekim onaylı bilgilendirme formu,<br />
<br />
-Verici ve alıcının nakile uygunluğunu bildiren sağlık raporu,<br />
<br />
-Alıcı ile vericinin yakınlığının nereden kaynaklandığını gösteren dilekçe ve mevcut ise belgelendirmesi,<br />
<br />
-Alıcının ve vericinin gelir düzeyini gösteren beyan,<br />
<br />
-Vericinin borcunun olup olmadığına dair beyan,<br />
<br />
-Alıcının ve vericinin ikametgah beyanı,<br />
<br />
-Komisyon gerekli görmesi halinde bu belgeler dışında bilgi ve belgeler de talep edebilecek.<br />
<br />
Etik komisyon il sağlık müdür yardımcısı başkanlığında şu üyelerden oluşacak:<br />
<br />
-Valilikçe görevlendirilecek il emniyet müdür yardımcısı ya da kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele şube müdürü,<br />
<br />
-Naklin yapılacağı hastane haricindeki kamu hastanesinden bir tabip,<br />
<br />
-Naklin yapılacağı hastane personelinden olmayan bir psikiyatri uzmanı,<br />
<br />
-Baro tarafından görevlendirilecek bir avukat,<br />
<br />
-Valilikçe görevlendirilecek bir sosyal hizmet uzmanı.<br />
<br />
Komisyonun sekretaryası il sağlık müdürlüğünce yürütülecek. Başvurular, naklin gerçekleştirileceği hastane başhekimliğince il sağlık müdürlüğüne yapılacak. Komisyon, 15 günde bir tüm üyelerin en az üçte iki çoğunluğuyla toplanacak, gerekli gördüğü takdirde verici ve/veya alıcıyı ve akrabalarını dinleyecek. Komisyona sunulan bilgi ve belgelerin doğruluğunu araştıracak, alıcı ve verici arasında etik ve yasal olmayan bir durumun bulunmadığı kanaati hasıl olduğunda naklin etik açıdan uygunluğuna karar verecek. Kararlar tam üye sayısının üçte iki oy çoğunluğu ile alınacak. Acil nakil gereken hasta için başvuru olması halinde komisyon ivedilikle toplanıp karar alacak.<br />
<br />
Kararı kesin olan komisyonca uygun görülmeyen nakiller yapılamayacak. Bir komisyonun uygun görmediği başvuru için başka bir komisyon karar alamayacak.<br />
<br />
Komisyon, müracaat eden hasta ve vericinin T.C. kimlik numaraları ile birlikte kararın bir örneğini nakli yapacak merkeze, bir örneğini de Bakanlığa gönderecek.<br />
<br />
-ÇAPRAZ NAKİLLER-<br />
<br />
Yönetmelik değişikliğinde çapraz nakillerle ilgili de düzenlemeler yer aldı.<br />
<br />
Buna göre, ''Organ nakli olmayı bekleyen iki hastanın bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen niteliklere haiz kişilerin birbirlerinin alıcılarına karşılıklı organ verdikleri nakil türü'' olarak tanımlanan çapraz nakiller, herhangi bir organ nakli merkezine kayıtlı hastalar arasında karşılıklı rıza ile komisyona başvurmaksızın yapılabilecek.<br />
<br />
Nakil merkezi yaptığı çapraz nakillerle ilgili şu belgeleri nakilden itibaren en geç bir hafta içinde Bakanlığa gönderecek:<br />
<br />
-Alıcı ve vericilere ait il sağlık müdürlüğünce onaylı nüfus cüzdanı fotokopisi ve akrabalık derecelerini gösteren belge ve bilgiler,<br />
<br />
-Çapraz olarak eşleşen alıcı ve vericiye ait izleme formu,<br />
<br />
-Alıcı ve vericinin nakil merkezi sorumlusu tarafından onaylanmış olurluk raporu,<br />
<br />
-Alıcının, yapılacak organ nakliyle ilgili olarak bilgilendirildiğini; eşleşmeyle belirlenen vericisinin karşı tarafa organ verecek olan akrabasıyla aynı sağlık koşullarına sahip olduğunu ve bu durumu kabul ettiğini gösteren kendisi tarafından imzalanmış belge,<br />
<br />
-Nakil merkezi sorumlusunun yapacağı çapraz nakille ilgili her iki tarafın alıcı ve vericisine ayrıntılı bilgi verdiğini gösteren imzalı belge ile çapraz olarak eşleşen alıcı ve vericiler arasında oluşan yaş, tıbbi koşul eşitsizliği gibi farklılıklar ile bu farklılıkların neden olabileceği tıbbi sonuçlar hakkında alıcı ve vericilerine ayrıntılı bilgi verdiğini gösteren imzalı belge.<br />
<br />
-ORGAN TİCARETİNİN ÖNLENMESİ İÇİN ÖNLEM ALINMIŞTI-<br />
<br />
Sağlık Bakanlığı, geçen yılın sonlarında organ ticareti ile ilgili iddialar üzerine akraba dışı organ nakilleri konusunda bazı tedbirler almıştı.<br />
<br />
Bu tedbirler kapsamında organ nakli merkezlerinin bünyelerindeki yerel etik kurulların onay verdiği akraba dışı nakiller durdurulmuş, akraba dışı organ nakilleri için bölgesel etik kurulları oluşturulmuştu.<br />
<br />
Bu düzenlemeden sonra yerel etik kurul kararları bölgesel etik kurullara, bunlar da uygun bulunursa Ulusal Koordinasyon Kuruluna gönderilmeye başlanmıştı.<br />
<br />
AA</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: large;">Organ naklinde yeni düzenleme<br />
Sağlık Bakanlığı açıkladı...<br />
<br />
05.03.2010 12:17<br />
</span></span><br />
<span style="font-size: medium;">Sağlık Bakanlığı, eşler arasında organ nakli için en az iki yıl fiilen birlikte yaşama şartı getirdi.<br />
<br />
Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelik değişikliğiyle akraba dışı canlıdan organ nakli ile ilgili düzenlemeler yapıldı.<br />
<br />
Buna göre, canlıdan organ nakli, alıcının en az iki yıldan beri fiilen birlikte yaşadığı eşi, dördüncü dereceye kadar (dördüncü derece dahil) kan ve kayın hısımlarından yapılabilecek.<br />
<br />
Söz konusu canlı verici olabileceklerin haricinde canlıdan nakil yapılabilmesi için; naklin yapılacağı ilde oluşturulacak etik komisyonunun verici ile alıcı arasında, bu yönetmeliğe ve diğer ilgili mevzuata aykırı herhangi bir hususun bulunmadığını ve etik açıdan organ bağışının uygunluğunu onaylaması gerekecek.<br />
<br />
Nakil için alıcı ve verici, il sağlık müdürlüğü aracılığıyla şu belgelerle birlikte öncelikle komisyona başvuracak:<br />
<br />
-Alıcı ve vericinin T.C. kimlik numarası,<br />
<br />
-Vericinin mümeyyiz olduğuna dair rapor,<br />
<br />
-Veriden alınmış, en az iki tanıklı hekim onaylı, muvafakat belgesi,<br />
<br />
-Verici ve alıcının hekim onaylı bilgilendirme formu,<br />
<br />
-Verici ve alıcının nakile uygunluğunu bildiren sağlık raporu,<br />
<br />
-Alıcı ile vericinin yakınlığının nereden kaynaklandığını gösteren dilekçe ve mevcut ise belgelendirmesi,<br />
<br />
-Alıcının ve vericinin gelir düzeyini gösteren beyan,<br />
<br />
-Vericinin borcunun olup olmadığına dair beyan,<br />
<br />
-Alıcının ve vericinin ikametgah beyanı,<br />
<br />
-Komisyon gerekli görmesi halinde bu belgeler dışında bilgi ve belgeler de talep edebilecek.<br />
<br />
Etik komisyon il sağlık müdür yardımcısı başkanlığında şu üyelerden oluşacak:<br />
<br />
-Valilikçe görevlendirilecek il emniyet müdür yardımcısı ya da kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele şube müdürü,<br />
<br />
-Naklin yapılacağı hastane haricindeki kamu hastanesinden bir tabip,<br />
<br />
-Naklin yapılacağı hastane personelinden olmayan bir psikiyatri uzmanı,<br />
<br />
-Baro tarafından görevlendirilecek bir avukat,<br />
<br />
-Valilikçe görevlendirilecek bir sosyal hizmet uzmanı.<br />
<br />
Komisyonun sekretaryası il sağlık müdürlüğünce yürütülecek. Başvurular, naklin gerçekleştirileceği hastane başhekimliğince il sağlık müdürlüğüne yapılacak. Komisyon, 15 günde bir tüm üyelerin en az üçte iki çoğunluğuyla toplanacak, gerekli gördüğü takdirde verici ve/veya alıcıyı ve akrabalarını dinleyecek. Komisyona sunulan bilgi ve belgelerin doğruluğunu araştıracak, alıcı ve verici arasında etik ve yasal olmayan bir durumun bulunmadığı kanaati hasıl olduğunda naklin etik açıdan uygunluğuna karar verecek. Kararlar tam üye sayısının üçte iki oy çoğunluğu ile alınacak. Acil nakil gereken hasta için başvuru olması halinde komisyon ivedilikle toplanıp karar alacak.<br />
<br />
Kararı kesin olan komisyonca uygun görülmeyen nakiller yapılamayacak. Bir komisyonun uygun görmediği başvuru için başka bir komisyon karar alamayacak.<br />
<br />
Komisyon, müracaat eden hasta ve vericinin T.C. kimlik numaraları ile birlikte kararın bir örneğini nakli yapacak merkeze, bir örneğini de Bakanlığa gönderecek.<br />
<br />
-ÇAPRAZ NAKİLLER-<br />
<br />
Yönetmelik değişikliğinde çapraz nakillerle ilgili de düzenlemeler yer aldı.<br />
<br />
Buna göre, ''Organ nakli olmayı bekleyen iki hastanın bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen niteliklere haiz kişilerin birbirlerinin alıcılarına karşılıklı organ verdikleri nakil türü'' olarak tanımlanan çapraz nakiller, herhangi bir organ nakli merkezine kayıtlı hastalar arasında karşılıklı rıza ile komisyona başvurmaksızın yapılabilecek.<br />
<br />
Nakil merkezi yaptığı çapraz nakillerle ilgili şu belgeleri nakilden itibaren en geç bir hafta içinde Bakanlığa gönderecek:<br />
<br />
-Alıcı ve vericilere ait il sağlık müdürlüğünce onaylı nüfus cüzdanı fotokopisi ve akrabalık derecelerini gösteren belge ve bilgiler,<br />
<br />
-Çapraz olarak eşleşen alıcı ve vericiye ait izleme formu,<br />
<br />
-Alıcı ve vericinin nakil merkezi sorumlusu tarafından onaylanmış olurluk raporu,<br />
<br />
-Alıcının, yapılacak organ nakliyle ilgili olarak bilgilendirildiğini; eşleşmeyle belirlenen vericisinin karşı tarafa organ verecek olan akrabasıyla aynı sağlık koşullarına sahip olduğunu ve bu durumu kabul ettiğini gösteren kendisi tarafından imzalanmış belge,<br />
<br />
-Nakil merkezi sorumlusunun yapacağı çapraz nakille ilgili her iki tarafın alıcı ve vericisine ayrıntılı bilgi verdiğini gösteren imzalı belge ile çapraz olarak eşleşen alıcı ve vericiler arasında oluşan yaş, tıbbi koşul eşitsizliği gibi farklılıklar ile bu farklılıkların neden olabileceği tıbbi sonuçlar hakkında alıcı ve vericilerine ayrıntılı bilgi verdiğini gösteren imzalı belge.<br />
<br />
-ORGAN TİCARETİNİN ÖNLENMESİ İÇİN ÖNLEM ALINMIŞTI-<br />
<br />
Sağlık Bakanlığı, geçen yılın sonlarında organ ticareti ile ilgili iddialar üzerine akraba dışı organ nakilleri konusunda bazı tedbirler almıştı.<br />
<br />
Bu tedbirler kapsamında organ nakli merkezlerinin bünyelerindeki yerel etik kurulların onay verdiği akraba dışı nakiller durdurulmuş, akraba dışı organ nakilleri için bölgesel etik kurulları oluşturulmuştu.<br />
<br />
Bu düzenlemeden sonra yerel etik kurul kararları bölgesel etik kurullara, bunlar da uygun bulunursa Ulusal Koordinasyon Kuruluna gönderilmeye başlanmıştı.<br />
<br />
AA</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çalıştığım şirket beni kazıklıyormu??]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2544</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 10:20:09 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2544</guid>
			<description><![CDATA[Arkadaşlar ben 2 ay oldu çalışıyorum ama işe girdigimde maaş 575 tl demişlerdi.Ama bana 696 tl maaş yatıyor ve şirket sana fazla maaş yatmış diyor ve bize borclusun diyor.Bu nasıl oluyor biz 12 saat çalışıyoruz. Pazarlarda Dahil özürlü kadrosundan girdim işe SAYGILAR.Biliyorsanız bi yardım edin kafayı yemek üzereyim..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Arkadaşlar ben 2 ay oldu çalışıyorum ama işe girdigimde maaş 575 tl demişlerdi.Ama bana 696 tl maaş yatıyor ve şirket sana fazla maaş yatmış diyor ve bize borclusun diyor.Bu nasıl oluyor biz 12 saat çalışıyoruz. Pazarlarda Dahil özürlü kadrosundan girdim işe SAYGILAR.Biliyorsanız bi yardım edin kafayı yemek üzereyim..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Enerji Bedeni - Ruh- Sağlığımız]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2543</link>
			<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 12:50:47 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2543</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.bilgipaylasim.org/foto/UCL.jpg" border="0" alt="[Resim: UCL.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
Evren&#8217;de güçlü bir Enerji veya Elektromanyetik alan vardır. Biz buna Evrensel Enerji, Yüksek Bilinç, Makrokosmos veya Tanrı diyebiliriz.<br />
<br />
O&#8217;na Makrokosmos desek, vücutta var olan enerjiye de Mikrokosmos diyebiliriz.<br />
Mikrokosmos, Makrokosmos&#8217;un bir parçasıdır. Oradan gelir ve oraya gider. Tüm hayatımız boyunca da biz Evrenden titreşimler (vibrasyonlar)  alırız.<br />
Düşüncelerimiz de bir titreşim olarak Evrene gider.<br />
Meditasyon yaptığımızda bir noktaya odaklanıp, Evrenden gelen titreşimleri engelleyemiyoruz ve enerji alarak rahatlıyoruz.<br />
Mesela; yoga&#8217;da nefese, Reyki&#8217;de sembollere, transandantal meditasyonda mantraya odaklanıyoruz.<br />
Başka deyişle enerji kaynağı tektir fakat ona ulaşmanın yolları vardır.<br />
<br />
Vücutta 7 tane büyük çakra vardır. Çakra Sanskritçe &#8220;çark&#8221; demektir. Bu bölgelerde enerji çark gibi döner. Bazen çakralar bloke olur ve oradaki enerji rahat akamaz. Bu durumlarda o bölgelerden enerji alan organlar zarar görür.Bozulan çakraları dengelemek mümkün.<br />
Sizden daha güçlü enerjisi olan biri belli tekniklerle Evren&#8217;le aranızda bir kanal oluşturup enerji transferi yapabilir. Bunada Bioenerji Tedavisi denir.<br />
Herkes bunu yapabilir mi? Evet, yapar, fakat iyi sonucu herkes alamaz.<br />
Resim yapmasını herkese öğretirsiniz, ancak herkes ressam olamaz!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">BİOENERJİ TEDAVİSİNİN GENEL FAYDALARI</span><br />
<br />
    * Bağışıklık sistemini güçlendirir..<br />
    * Ruh sağlığımızı düzenler<br />
    * Vücudun kan dolaşımını hızlandırır.<br />
    * Kronik yorgunluğu giderir.<br />
    * Metabolizmayı hızlandırır.<br />
    * Her türlü ağrıda etkilidir<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Enerji bedeninizi güçlü ve dengeli yapın, sağlığınızın bozulmasını engelleyin!</span><br />
Alinti : Dr. Yegane Mutlu<br />
<img src="http://www.yeganemutlu.com/wp-content/uploads/2009/09/enerji.gif" border="0" alt="[Resim: enerji.gif&#93;" /><br />
<img src="http://img70.imageshack.us/img70/5835/82qf4.png" border="0" alt="[Resim: 82qf4.png&#93;" /><br />
Ayrıca bknz : <br />
<a href="http://www.gencdiyaliz.com/forum/forumdisplay.php?fid=43" target="_blank">http://www.gencdiyaliz.com/forum/forumdi...php?fid=43</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.bilgipaylasim.org/foto/UCL.jpg" border="0" alt="[Resim: UCL.jpg]" /><br />
<br />
<br />
Evren&#8217;de güçlü bir Enerji veya Elektromanyetik alan vardır. Biz buna Evrensel Enerji, Yüksek Bilinç, Makrokosmos veya Tanrı diyebiliriz.<br />
<br />
O&#8217;na Makrokosmos desek, vücutta var olan enerjiye de Mikrokosmos diyebiliriz.<br />
Mikrokosmos, Makrokosmos&#8217;un bir parçasıdır. Oradan gelir ve oraya gider. Tüm hayatımız boyunca da biz Evrenden titreşimler (vibrasyonlar)  alırız.<br />
Düşüncelerimiz de bir titreşim olarak Evrene gider.<br />
Meditasyon yaptığımızda bir noktaya odaklanıp, Evrenden gelen titreşimleri engelleyemiyoruz ve enerji alarak rahatlıyoruz.<br />
Mesela; yoga&#8217;da nefese, Reyki&#8217;de sembollere, transandantal meditasyonda mantraya odaklanıyoruz.<br />
Başka deyişle enerji kaynağı tektir fakat ona ulaşmanın yolları vardır.<br />
<br />
Vücutta 7 tane büyük çakra vardır. Çakra Sanskritçe &#8220;çark&#8221; demektir. Bu bölgelerde enerji çark gibi döner. Bazen çakralar bloke olur ve oradaki enerji rahat akamaz. Bu durumlarda o bölgelerden enerji alan organlar zarar görür.Bozulan çakraları dengelemek mümkün.<br />
Sizden daha güçlü enerjisi olan biri belli tekniklerle Evren&#8217;le aranızda bir kanal oluşturup enerji transferi yapabilir. Bunada Bioenerji Tedavisi denir.<br />
Herkes bunu yapabilir mi? Evet, yapar, fakat iyi sonucu herkes alamaz.<br />
Resim yapmasını herkese öğretirsiniz, ancak herkes ressam olamaz!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">BİOENERJİ TEDAVİSİNİN GENEL FAYDALARI</span><br />
<br />
    * Bağışıklık sistemini güçlendirir..<br />
    * Ruh sağlığımızı düzenler<br />
    * Vücudun kan dolaşımını hızlandırır.<br />
    * Kronik yorgunluğu giderir.<br />
    * Metabolizmayı hızlandırır.<br />
    * Her türlü ağrıda etkilidir<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Enerji bedeninizi güçlü ve dengeli yapın, sağlığınızın bozulmasını engelleyin!</span><br />
Alinti : Dr. Yegane Mutlu<br />
<img src="http://www.yeganemutlu.com/wp-content/uploads/2009/09/enerji.gif" border="0" alt="[Resim: enerji.gif]" /><br />
<img src="http://img70.imageshack.us/img70/5835/82qf4.png" border="0" alt="[Resim: 82qf4.png]" /><br />
Ayrıca bknz : <br />
<a href="http://www.gencdiyaliz.com/forum/forumdisplay.php?fid=43" target="_blank">http://www.gencdiyaliz.com/forum/forumdi...php?fid=43</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sağlık Üçgeni-Sağlığı Oluşturan Unsurlar]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2542</link>
			<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 01:09:55 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2542</guid>
			<description><![CDATA[İnsan sağlığı üç temel unsurdan oluşur.<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
RUH &#8211; BEDEN &#8211; ZİHİN</span><br />
<br />
<img src="http://www.yeganemutlu.com/wp-content/uploads/2009/09/ucgen2.gif" border="0" alt="[Resim: ucgen2.gif&#93;" /><br />
<br />
<br />
Yukarda görüldüğü gibi bir üçgenin her kenarı birbiriyle bağlantılıdır. Bir kenar bozulunca diğerlerine de etki yapar ve genel sağlık bozulur.<br />
Fiziksel beden soluduğumuz hava, içtiğimiz suya ve aldığımız besinlere bağlıdır. Soluduğumuz hava bol oksijenli olmalıdır. İçtiğimiz su belli kriterlere sahip olmalıdır (mesela pH 7,5 tan fazla olmalıdır) Aldığımız gıda ise vücudumuzun birçok ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte olmalıdır.<br />
Çağımızdan 4000 yıl önce tıbbın babası sayılan hipokrat yazılarında &#8221; Gıdanın insanın kendi ilacı olduğunu&#8221; yazmıştır.<br />
<br />
Zihin sağlığımız düşüncelerimize bağlıdır. Pozitif düşünce sağlığımızı olumlu, negatif düşünceler ise olumsuz etkilerler.<br />
<br />
Enerji Bedeni (Ruh) ise vücutta bulunan enerji merkezlerinin (çakraların) durumuna bağlıdır.<br />
Bu enerji merkezlerinde enerji rahat ve dengeli akmalıdır. Vücutta akan enerjiye &#8220;Qi&#8221; (Chi) denir.<br />
Bu enerjinin vücut etrafında oluşturduğu manyetik alana da &#8220;Aura&#8221; denir. Aura geniş olduğunda sizin güçlü bir enerjiniz var demektir.<br />
Bu durumlarda hastalıklara karşı daha dirençli ve ruhsal olarak da daha güçlü olursunuz.<br />
<br />
İnsan berrak bir düşünce, dayanıklı bir fizik kondisyon ve güçlü bir ruha sahip olduğunda sağlıklıdır.<br />
Bedenimiz yorgun, stresli ağrılı ve tedavi edilemez bir hastalık altında eziliyorsa, lüks arabaların, büyük konakların ve deste dolusu paranın size ne yararı olabilir??<br />
<br />
Alinti : Dr. Yegane Mutlu]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnsan sağlığı üç temel unsurdan oluşur.<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
RUH &#8211; BEDEN &#8211; ZİHİN</span><br />
<br />
<img src="http://www.yeganemutlu.com/wp-content/uploads/2009/09/ucgen2.gif" border="0" alt="[Resim: ucgen2.gif]" /><br />
<br />
<br />
Yukarda görüldüğü gibi bir üçgenin her kenarı birbiriyle bağlantılıdır. Bir kenar bozulunca diğerlerine de etki yapar ve genel sağlık bozulur.<br />
Fiziksel beden soluduğumuz hava, içtiğimiz suya ve aldığımız besinlere bağlıdır. Soluduğumuz hava bol oksijenli olmalıdır. İçtiğimiz su belli kriterlere sahip olmalıdır (mesela pH 7,5 tan fazla olmalıdır) Aldığımız gıda ise vücudumuzun birçok ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte olmalıdır.<br />
Çağımızdan 4000 yıl önce tıbbın babası sayılan hipokrat yazılarında &#8221; Gıdanın insanın kendi ilacı olduğunu&#8221; yazmıştır.<br />
<br />
Zihin sağlığımız düşüncelerimize bağlıdır. Pozitif düşünce sağlığımızı olumlu, negatif düşünceler ise olumsuz etkilerler.<br />
<br />
Enerji Bedeni (Ruh) ise vücutta bulunan enerji merkezlerinin (çakraların) durumuna bağlıdır.<br />
Bu enerji merkezlerinde enerji rahat ve dengeli akmalıdır. Vücutta akan enerjiye &#8220;Qi&#8221; (Chi) denir.<br />
Bu enerjinin vücut etrafında oluşturduğu manyetik alana da &#8220;Aura&#8221; denir. Aura geniş olduğunda sizin güçlü bir enerjiniz var demektir.<br />
Bu durumlarda hastalıklara karşı daha dirençli ve ruhsal olarak da daha güçlü olursunuz.<br />
<br />
İnsan berrak bir düşünce, dayanıklı bir fizik kondisyon ve güçlü bir ruha sahip olduğunda sağlıklıdır.<br />
Bedenimiz yorgun, stresli ağrılı ve tedavi edilemez bir hastalık altında eziliyorsa, lüks arabaların, büyük konakların ve deste dolusu paranın size ne yararı olabilir??<br />
<br />
Alinti : Dr. Yegane Mutlu]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SAKATLIK İNDİRİMİ..Bİ BAKARMISINZ]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2541</link>
			<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 23:24:08 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2541</guid>
			<description><![CDATA[Arkadaşlar ben 3 yıl önce böbrek nakli oldum ve şimdi calışıyorum.Sakatlık indirimi için rapor çıkartıyorum ama şöyle bi durum var ben nakil olduktan sonra özürlü raporu çıkarttım (%80) şimdi ise doktorun dedigine göre bu sakatlık indirim raporunu çıkartırken %40 olacak diyor.Acaba doktor yalanmı söylüyor.Ben bişey anlamadım bi yardım edin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Arkadaşlar ben 3 yıl önce böbrek nakli oldum ve şimdi calışıyorum.Sakatlık indirimi için rapor çıkartıyorum ama şöyle bi durum var ben nakil olduktan sonra özürlü raporu çıkarttım (%80) şimdi ise doktorun dedigine göre bu sakatlık indirim raporunu çıkartırken %40 olacak diyor.Acaba doktor yalanmı söylüyor.Ben bişey anlamadım bi yardım edin.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Polikistik Böbrek Hastalığı Nedir?]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2540</link>
			<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 11:18:19 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2540</guid>
			<description><![CDATA[Polikistik böbrek hastalığı böbrek yetmezliğine neden olan ailesel hastalıklardan en sık görülenlerinden birisidir. Bu hastalıkta böbreklerde içleri berrak sıvı ile dolu olan, kist adı verilen çok sayıda kesecik bulunur. Böbreklerde polikistik böbrek hastalığı dışında da kistler bulunabilir. Böbreğin kistik hastalıkları ailevi geçen ve ailevi geçmeyen kistik hastalıklar olarak iki gruba ayrılabilir. Ailevi olarak geçen polikistik böbrek hastalığı ise baskın ve çekinik geçen tiplere ayrılır.<br />
<br />
Basit böbrek kistleri tek ya da çok sayıda olabilen ve en sık karşılaşılan kistlerdir. Yaşla beraber görülme sıklıkları da artar ve çoğunlukla herhangi bir şikayete yol açmadan, yapılan incelemelerde rastgele saptanır. Bunun dışında böbrek hastalarında ve diyaliz hastalarında da kist görülme sıklığı artmıştır. Polikistik böbrek hastalığı genellikle erişkin yaşlarda açığa çıkar.<br />
<br />
Böbrek kistlerinin yanı sıra karaciğerde de kistler, beyin damarlarında balonlaşma (anevrizma) ve hipertansiyon bulunur. Hastalık şikayete yol açmayabilir ve tesadüfen tetkik yöntemleri ile veya aile incelemesinde tespit edilebilir. Erken evrede ancak idrar incelemesi ile saptanabilen idrarda kan (hematüri) ve protein olabilir. Bunun dışında ağrı, kanama, iltihap gibi bulgulara da yol açabilir. Hipertansiyon erken bulgulardan birisidir. Böbrek yetmezliği gelişen hastaların yaklaşık % 50'sinde hipertansiyon bulunur.<br />
<br />
Karaciğerde kistler genellikle böbrek kistlerinden sonra gelişir ve yaşla görülme sıklığı artar. Karaciğer kistleri genellikle şikayete yol açmaz ve karaciğer testlerinde bozukluk görülmez. Beyin damarlarındaki anevrizmalar (balonlaşma) hastaların %5'inde görülür. Genellikle 5 mm'den küçüktür ve kanamaya yol açmazlar. Teşhis, aile öyküsü ve ultrasonografide böbrek kistlerinin görülmesi ile konur.<br />
<br />
Polikistik böbrek hastalığı olanların çocuklarında da hastalığın ortaya çıkma riski %50'dir. Bu nedenle aileler genetik danışmadan yararlanabilirler.<br />
<br />
Kalıtımla edinilen polikistik böbrek hastalığı, böbreklerde kanser olmayan kist ve sıvı dolu öbekler oluşmasıdır. Bu böbreklerin büyümesine ve işlevlerini yerine getirmelerinin engellenmesine neden olur.<br />
<br />
Polikistik böbrek hastalığı, ABD’de yaklaşık yarım milyon yetişkini ve nadir görülen bir formu da çocuklan etkiler ve genellikle erken çocuklukta görülür. Polikistik böbrek hastalığı olan pek çok çocukta ileride kronik böbrek yetmezliği görülebilir.<br />
<br />
İlerleyen yaşlarda hastalık daha yumuşak geçirilmekle beraber, bir takım minör böbrek yetmezliği sorunları ortaya çıkabilir. Kistleri olan yetişkinlerde bu kistler sayıca fazla ve geniştirler. Kistler, yüksek tansiyona ve kronik böbrek yetmezliğine sebep olabilir.<br />
<br />
Polikistik böbrek hastalığı olan insanlarda böbrek taşı ve/veya karaciğer kisti görülme olasılığı yüksektir.<br />
<br />
SEMPTOMLAR<br />
Polikistik böbrek hastalığı çoğu insanda yüksek tansiyondan başka semptom göstermez. Hastalık, sırtta ve üst kısımlarda ağrı, geceleri sık idrara çıkma, böbrek taşı oluşumu ve idrarda kan gibi belirtiler gösterebilir.<br />
<br />
TEDAVİ SEÇENEKLERİ<br />
Eğer ailenizde polikistik böbrek hastalığı geçmişi olan var ise doktorunuz, ultrason, manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ya da bilgisayarlı tomografi taraması ile böbreklerinizi inceleyebilir. Bazen polikistik böbrek hastalığı tanısı, başka bir neden için bu taramalar yapılırken ortaya çıkar. Polikistik böbrek hastalığından kaçınmanın yolu yoktur. Eğer hastalık kronik böbrek yetmezliğine çeviriyorsa ya da hastalık son aşamasındaysa, diyaliz veya böbrek nakli gerekebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Basit Böbrek Kistleri</span><br />
<br />
Basit, genellikle de tek böbrek kistleri bir ya da iki böbrekte görülen yumuşak, sıvı dolu keseciklerdir. Yaygındırlar ve 50 yaş üzerindeki insanların yaklaşık % 50sinde en az bir kere görülür. Basit böbrek kistleri nadiren semptom ortaya çıkarırlar ve genellikle iyi huyludurlar. Doktorunuz kisti, manyetik rezonans görüntüleme ya da başka bir amaç için abdomende ultrason gibi bir görüntüleme prosedürü uygularken bulabilir.Bir kist çok büyük değilse ve diğer organlara baskı yapmıyorsa ya da sırtta ve abdomende bir ağrıya sebep olmuyorsa doktorlar genellikle tedavi önermezler.<br />
<br />
Kist, baskıyı azaltmak için bir iğne yardımıyla boşaltılır. Bu kistler nadiren kanserli olsa da yine de sıvının içinde kanserojen hücrelerin olup olmadığının anlaşılması için incelenmesi gerekir.<br />
Drenajdan sonra kistler yeniden ortaya çıkabilir. Laparoskopik ameliyatı kistlerin kalıcı olarak ortadan kaldırılmasına yardımcı olabilir.<br />
<br />
POLlKİSTİK BÖBREK : olikistik böbrek, kalıtsal bir yapı bozukluğudur. Genellikle her iki böb­rekte de kistler vardır. Polikistik böbrek  hastalığında işlev gören böbrek dokusu­nun zamanla azalması, bunun yerini farklı boyutlarda kistlerin alması sonu­cunda sıklıkla böbrek yetmezliği  ve üremi (kanda üre miktannın artması) ortaya çıkar.Sıklıkla aynı ailenin bireylerinde görülürse de, cinsiyet aynmı yoktur. Aynca polikistik karaciğer ve beyin anevrizması (beyin damarlarında anor­mal genişlemeler) gibi başka bozukluk­larla birlikte görülebilir.<br />
BELİRTİLERİ<br />
Erişkinde görülen polikistik böbrekte yaşamın ilk yıllarında lezyonlar hafiftir. Belirtisiz dönem yıllar sürebilir, hasta­lık belirtileri 60-70 yaşlarında ortaya çı­kabilir.Bazen klinik tablo daha açıktır. Hasta, kistler nedeniyle büyüyen böbre­ğin çevredeki organlara yaptığı baskıya bağlı kunt bel ağrılarından yakınabilir. Ağrılar şiddetli olabilir ve böbrek taşı sancısına benzeyebilir; ardından idrarla küçük bir taş ya da kum atılabilir. Bazı olgularda böbrek hastalığının ilk belirti­si idrarla çok fazla kan gelmesidir (he-matüri). Bundan başka halsizlik, kan­sızlığa bağlı solukluk, tansiyon yüksek­liği, idrar miktarında artma (poliüri), daha sonra kanda azot ve üre miktarının artmasına ilişkin belirti ve bulgular or­taya çıkar.Bu aşamada elle muayenede böb­reklerin önemli ölçüde büyüdüğü, yü­zeylerinin şiş olduğu ve kalsiyum tuzla­rının birikmesine bağlı olarak sertleştiği saptanır.<br />
İNCELEMELER<br />
Tansiyon genellikle yüksektir. İdrarda orta düzeyde protein bulunur. Aynı za­manda, mikroskopla belirlenen hematü-ri ya da nöbetler halinde gözle fark edi­len hematüri de görülür. Kanamalar hastalığa eklenen taşlara bağlıdır. Piye-lonefrit (böbreklerde enfeksiyon) varsa, idrarda irin ve bakteri bulunur.<br />
Kanın laboratuvarda incelenmesi ilerleyen kronik böbrek yetmezliği be­lirtileri olduğunu gösterir.<br />
TANI<br />
Günümüzde kontrast madde verilerek yapılan bilgisayarlı tomografi ve ultra-sonografi ile kesin tam konması müm­kündür.<br />
Böbreğin dış bölümünde ve iç bölü­münde farklı boyutlarda çok sayıda kis­te rastlanır. Karaciğerin safra yollarında da kist sıklığının fazla olması (olguların yaklaşık yüzde 50’sinde) polikistik böb­rek tanısını doğrular.<br />
<span style="font-weight: bold;">KOMPLİKASYONLAR</span><br />
Herhangi bir komplikasyon gelişmedik­çe pek çok olguda tanı koymak rastlan­tıya bağlıdır. Belirti görülmeyen olgu­larda başka bir nedenle yapılan incele­meler sırasında hastalık ortaya çıkarıla­bilir.<br />
• Hematüri (idrarla kan gelmesi) -Gözle (makro) ya da mikroskopla (mik-ro) görülen hematüri polikistik böbre­ğin sık rastlanan bir komplikasyonudur; sürekli ya da aralıklı olabilir. Makrohe-matürinin sık görülen bir nedeni kistin yırtılmasıdır. Yırtılan kistten sızan kan karın zarının arkasındaki boşluğa da bi­rikebilir.<br />
Kesin yatak istirahati ve sıvı veril­mesiyle idrar birkaç gün içinde normale döner. Böbreğin cerrahi girişimle çıkar­tılması (nefrektomi) son çare olarak başvurulması gereken bir işlemdir.<br />
Basit kistler<br />
Böbrekte sık rastlanan bozukluk­lardandır. Yapılan otopsiler, 50 yaşını geçenlerin yüzde 50’sinde bir ya da birden fazla kist oldu­ğunu ortaya koymuştur; bunlar böbrek işlevlerinde bozulmaya yol açmaz.<br />
Basit kistler böbreklerin birinde ya da her ikisinde tek ya da çok sayıda olabilir. Boyutları çoğun­lukla 3-4 cm’yi aşmaz; ender ola­rak çok büyüyebilirler.<br />
<br />
Basit kistlerin önemli bir bölümü çeşitli nedenlerle uygulanan ka­rın ultrasonografisi sırasında sap­tanır. Basit kistlerin büyük ço­ğunluğunda belirti görülmez, en­der olarak hematüri (idrarla kan gelmesi) vardır. En sık karşılaşı­lan sorun, basit kistlerle tümörle­rin ayırt edilmesidir. Böbrek kis­tinin tümörle birlikte bulunma olasılığı son derece düşüktür (binde 2]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Polikistik böbrek hastalığı böbrek yetmezliğine neden olan ailesel hastalıklardan en sık görülenlerinden birisidir. Bu hastalıkta böbreklerde içleri berrak sıvı ile dolu olan, kist adı verilen çok sayıda kesecik bulunur. Böbreklerde polikistik böbrek hastalığı dışında da kistler bulunabilir. Böbreğin kistik hastalıkları ailevi geçen ve ailevi geçmeyen kistik hastalıklar olarak iki gruba ayrılabilir. Ailevi olarak geçen polikistik böbrek hastalığı ise baskın ve çekinik geçen tiplere ayrılır.<br />
<br />
Basit böbrek kistleri tek ya da çok sayıda olabilen ve en sık karşılaşılan kistlerdir. Yaşla beraber görülme sıklıkları da artar ve çoğunlukla herhangi bir şikayete yol açmadan, yapılan incelemelerde rastgele saptanır. Bunun dışında böbrek hastalarında ve diyaliz hastalarında da kist görülme sıklığı artmıştır. Polikistik böbrek hastalığı genellikle erişkin yaşlarda açığa çıkar.<br />
<br />
Böbrek kistlerinin yanı sıra karaciğerde de kistler, beyin damarlarında balonlaşma (anevrizma) ve hipertansiyon bulunur. Hastalık şikayete yol açmayabilir ve tesadüfen tetkik yöntemleri ile veya aile incelemesinde tespit edilebilir. Erken evrede ancak idrar incelemesi ile saptanabilen idrarda kan (hematüri) ve protein olabilir. Bunun dışında ağrı, kanama, iltihap gibi bulgulara da yol açabilir. Hipertansiyon erken bulgulardan birisidir. Böbrek yetmezliği gelişen hastaların yaklaşık % 50'sinde hipertansiyon bulunur.<br />
<br />
Karaciğerde kistler genellikle böbrek kistlerinden sonra gelişir ve yaşla görülme sıklığı artar. Karaciğer kistleri genellikle şikayete yol açmaz ve karaciğer testlerinde bozukluk görülmez. Beyin damarlarındaki anevrizmalar (balonlaşma) hastaların %5'inde görülür. Genellikle 5 mm'den küçüktür ve kanamaya yol açmazlar. Teşhis, aile öyküsü ve ultrasonografide böbrek kistlerinin görülmesi ile konur.<br />
<br />
Polikistik böbrek hastalığı olanların çocuklarında da hastalığın ortaya çıkma riski %50'dir. Bu nedenle aileler genetik danışmadan yararlanabilirler.<br />
<br />
Kalıtımla edinilen polikistik böbrek hastalığı, böbreklerde kanser olmayan kist ve sıvı dolu öbekler oluşmasıdır. Bu böbreklerin büyümesine ve işlevlerini yerine getirmelerinin engellenmesine neden olur.<br />
<br />
Polikistik böbrek hastalığı, ABD’de yaklaşık yarım milyon yetişkini ve nadir görülen bir formu da çocuklan etkiler ve genellikle erken çocuklukta görülür. Polikistik böbrek hastalığı olan pek çok çocukta ileride kronik böbrek yetmezliği görülebilir.<br />
<br />
İlerleyen yaşlarda hastalık daha yumuşak geçirilmekle beraber, bir takım minör böbrek yetmezliği sorunları ortaya çıkabilir. Kistleri olan yetişkinlerde bu kistler sayıca fazla ve geniştirler. Kistler, yüksek tansiyona ve kronik böbrek yetmezliğine sebep olabilir.<br />
<br />
Polikistik böbrek hastalığı olan insanlarda böbrek taşı ve/veya karaciğer kisti görülme olasılığı yüksektir.<br />
<br />
SEMPTOMLAR<br />
Polikistik böbrek hastalığı çoğu insanda yüksek tansiyondan başka semptom göstermez. Hastalık, sırtta ve üst kısımlarda ağrı, geceleri sık idrara çıkma, böbrek taşı oluşumu ve idrarda kan gibi belirtiler gösterebilir.<br />
<br />
TEDAVİ SEÇENEKLERİ<br />
Eğer ailenizde polikistik böbrek hastalığı geçmişi olan var ise doktorunuz, ultrason, manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ya da bilgisayarlı tomografi taraması ile böbreklerinizi inceleyebilir. Bazen polikistik böbrek hastalığı tanısı, başka bir neden için bu taramalar yapılırken ortaya çıkar. Polikistik böbrek hastalığından kaçınmanın yolu yoktur. Eğer hastalık kronik böbrek yetmezliğine çeviriyorsa ya da hastalık son aşamasındaysa, diyaliz veya böbrek nakli gerekebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Basit Böbrek Kistleri</span><br />
<br />
Basit, genellikle de tek böbrek kistleri bir ya da iki böbrekte görülen yumuşak, sıvı dolu keseciklerdir. Yaygındırlar ve 50 yaş üzerindeki insanların yaklaşık % 50sinde en az bir kere görülür. Basit böbrek kistleri nadiren semptom ortaya çıkarırlar ve genellikle iyi huyludurlar. Doktorunuz kisti, manyetik rezonans görüntüleme ya da başka bir amaç için abdomende ultrason gibi bir görüntüleme prosedürü uygularken bulabilir.Bir kist çok büyük değilse ve diğer organlara baskı yapmıyorsa ya da sırtta ve abdomende bir ağrıya sebep olmuyorsa doktorlar genellikle tedavi önermezler.<br />
<br />
Kist, baskıyı azaltmak için bir iğne yardımıyla boşaltılır. Bu kistler nadiren kanserli olsa da yine de sıvının içinde kanserojen hücrelerin olup olmadığının anlaşılması için incelenmesi gerekir.<br />
Drenajdan sonra kistler yeniden ortaya çıkabilir. Laparoskopik ameliyatı kistlerin kalıcı olarak ortadan kaldırılmasına yardımcı olabilir.<br />
<br />
POLlKİSTİK BÖBREK : olikistik böbrek, kalıtsal bir yapı bozukluğudur. Genellikle her iki böb­rekte de kistler vardır. Polikistik böbrek  hastalığında işlev gören böbrek dokusu­nun zamanla azalması, bunun yerini farklı boyutlarda kistlerin alması sonu­cunda sıklıkla böbrek yetmezliği  ve üremi (kanda üre miktannın artması) ortaya çıkar.Sıklıkla aynı ailenin bireylerinde görülürse de, cinsiyet aynmı yoktur. Aynca polikistik karaciğer ve beyin anevrizması (beyin damarlarında anor­mal genişlemeler) gibi başka bozukluk­larla birlikte görülebilir.<br />
BELİRTİLERİ<br />
Erişkinde görülen polikistik böbrekte yaşamın ilk yıllarında lezyonlar hafiftir. Belirtisiz dönem yıllar sürebilir, hasta­lık belirtileri 60-70 yaşlarında ortaya çı­kabilir.Bazen klinik tablo daha açıktır. Hasta, kistler nedeniyle büyüyen böbre­ğin çevredeki organlara yaptığı baskıya bağlı kunt bel ağrılarından yakınabilir. Ağrılar şiddetli olabilir ve böbrek taşı sancısına benzeyebilir; ardından idrarla küçük bir taş ya da kum atılabilir. Bazı olgularda böbrek hastalığının ilk belirti­si idrarla çok fazla kan gelmesidir (he-matüri). Bundan başka halsizlik, kan­sızlığa bağlı solukluk, tansiyon yüksek­liği, idrar miktarında artma (poliüri), daha sonra kanda azot ve üre miktarının artmasına ilişkin belirti ve bulgular or­taya çıkar.Bu aşamada elle muayenede böb­reklerin önemli ölçüde büyüdüğü, yü­zeylerinin şiş olduğu ve kalsiyum tuzla­rının birikmesine bağlı olarak sertleştiği saptanır.<br />
İNCELEMELER<br />
Tansiyon genellikle yüksektir. İdrarda orta düzeyde protein bulunur. Aynı za­manda, mikroskopla belirlenen hematü-ri ya da nöbetler halinde gözle fark edi­len hematüri de görülür. Kanamalar hastalığa eklenen taşlara bağlıdır. Piye-lonefrit (böbreklerde enfeksiyon) varsa, idrarda irin ve bakteri bulunur.<br />
Kanın laboratuvarda incelenmesi ilerleyen kronik böbrek yetmezliği be­lirtileri olduğunu gösterir.<br />
TANI<br />
Günümüzde kontrast madde verilerek yapılan bilgisayarlı tomografi ve ultra-sonografi ile kesin tam konması müm­kündür.<br />
Böbreğin dış bölümünde ve iç bölü­münde farklı boyutlarda çok sayıda kis­te rastlanır. Karaciğerin safra yollarında da kist sıklığının fazla olması (olguların yaklaşık yüzde 50’sinde) polikistik böb­rek tanısını doğrular.<br />
<span style="font-weight: bold;">KOMPLİKASYONLAR</span><br />
Herhangi bir komplikasyon gelişmedik­çe pek çok olguda tanı koymak rastlan­tıya bağlıdır. Belirti görülmeyen olgu­larda başka bir nedenle yapılan incele­meler sırasında hastalık ortaya çıkarıla­bilir.<br />
• Hematüri (idrarla kan gelmesi) -Gözle (makro) ya da mikroskopla (mik-ro) görülen hematüri polikistik böbre­ğin sık rastlanan bir komplikasyonudur; sürekli ya da aralıklı olabilir. Makrohe-matürinin sık görülen bir nedeni kistin yırtılmasıdır. Yırtılan kistten sızan kan karın zarının arkasındaki boşluğa da bi­rikebilir.<br />
Kesin yatak istirahati ve sıvı veril­mesiyle idrar birkaç gün içinde normale döner. Böbreğin cerrahi girişimle çıkar­tılması (nefrektomi) son çare olarak başvurulması gereken bir işlemdir.<br />
Basit kistler<br />
Böbrekte sık rastlanan bozukluk­lardandır. Yapılan otopsiler, 50 yaşını geçenlerin yüzde 50’sinde bir ya da birden fazla kist oldu­ğunu ortaya koymuştur; bunlar böbrek işlevlerinde bozulmaya yol açmaz.<br />
Basit kistler böbreklerin birinde ya da her ikisinde tek ya da çok sayıda olabilir. Boyutları çoğun­lukla 3-4 cm’yi aşmaz; ender ola­rak çok büyüyebilirler.<br />
<br />
Basit kistlerin önemli bir bölümü çeşitli nedenlerle uygulanan ka­rın ultrasonografisi sırasında sap­tanır. Basit kistlerin büyük ço­ğunluğunda belirti görülmez, en­der olarak hematüri (idrarla kan gelmesi) vardır. En sık karşılaşı­lan sorun, basit kistlerle tümörle­rin ayırt edilmesidir. Böbrek kis­tinin tümörle birlikte bulunma olasılığı son derece düşüktür (binde 2]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Heyecan - Aşırı heyecanı nasıl yenmeli?]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2539</link>
			<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 22:11:59 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2539</guid>
			<description><![CDATA[Yüzünüz kızarıyor, elleriniz titriyor, ne söyleyeceğinizi şaşırıyor musunuz? Aslında insanların aşırı heyecanlanmaları doğaldır. Bu heyecan günlük hayatı olumsuz etkileyecek duruma geliyorsa bu noktada bazı tedbirler alarak heyecanınızı yenebilirsiniz. Heyecan duygusu kişinin günlük hayatında önemli bir yer tutar. İlk defa araba kullanma, yeni bir işe başlama, tanımadığı fakat onun için önemli olan kişiler arasına katılma vb. kişilik farklılıkları olsa da hemen herkeste belli bir heyecan meydana getirir. Heyecan belli bir ölçüde olduğu takdirde kişinin daha dikkatli olmasına yardımcı olan, yaptığı işten zevk almasını sağlayan bir duygudur. <br />
<br />
Sosyal alanda başarılı olmuş kişiler, büyük sanatkarlar, diğer insanlardan biraz daha heyecanlı veya ataktır. Her insan aynı derecede heyecana sahip değildir. Bazı insanların diğerlerine göre daha heyecanlı olduğunu davranışlarına bakarak söyleyebiliriz. Bazı kişilerin ise heyecanı dışarıdan belli olmaz. Her iki durumda da heyecan belli ölçüde kişinin yararınadır. Kişi duyarlı ve heyecanlı olmasını bir avantaj olarak görmelidir. Aşırı heyecan hata yapmaya ve psikolojik problemlere yol açabilir. Bununla beraber aşırı heyecan kişinin davranışlarını kontrol etmesine engel olarak hata yapmasına sebep olduğundan zararlı olmaktadır. Ayrıca heyecanın normalden fazla olması bazı psikolojik problemlere de yol açmaktadır. Sosyal fobi, asansör, yükseklik fobisi gibi fobiler, panik atak, konuşma bozuklukları ve kekemelik, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklar, heyecanı kontrol edememe ile yakın ilişkilidir.<br />
<br />
Doğru solunum ve iç konuşmalar kişilikle ilgili kaygıyı azaltır Heyecanın fazla olması bazıları için bir kişilik özelliği olsa da bazı tedbirlerle kişinin heyecanını kontrol edebilmesi mümkündür. <span style="font-weight: bold;">Bu tedbirlerden en önemlisi doğru solunum yapmayı bilmektir. Yeterli ve doğru solunum kaygıyı azaltır. 2. tedbir gevşeyebilmektir. Bunun için gevşeme tekniklerini bilmek gerekir.</span> Bu konuda stresle ilgili kitaplardan yararlanılabilir. Bir uzmandan da öğrenilebilir. Heyecan veren durumla daha sık karşılaşmak kişide alışkanlık meydana getireceğinden heyecan azalır. Bu sebeple sınav heyecanı olan kişinin sık sık sınavlara girmesi, sosyal fobisi olan kişinin kalabalıkta görevler alması, heyecanını azaltabilir. Yine kişinin yaşama gayesi olması, hayata olumlu bakabilmeyi mutlu olmayı bilmesi de heyecanını azaltabilir. Heyecana yola açan sebepler ve bununla başa çıkma yöntemleri: Heyecanı kompleks haline getirmeyin Eğer kişinin heyecanlı olması onun verimliliğine insanlarla ilişkisine zarar vermiyorsa kişi heyecanını bir problem olarak görmemelidir. Zira kişi heyecanından rahatsız oldukça kaygı durumu arttığı için heyecan normal olarak artar. Kalabalıkta sık sık yüzü kızaran kişi yüzüm kızaracak diye endişe ettikçe daha çok yüzü kızarır. Halbuki hafif bir kızarıklık normaldir ve kişiye canlılık verir.<br />
<br />
 Güven eksikliğinizi aşın Güven duygusu kişide 2&#8211;3 yaşlarında gelişir. Bu sebeple anne baba tutumu ve aile içi iletişim çok önemlidir. Kişi eğer güven duygusunun gelişimine zarar veren bir durumla karşılaşmışsa bu ileride streslere ve hayat zorluklarına karşı daha dayanıksız olmasına yol açabilir. Bununla beraber kişi istediği takdirde iç konuşmalar yaparak olumlu yönlerini daha çok görmeye çalışarak güven duygusunu büyük ölçüde artırabilir. Bu mümkün olamazsa profesyonel yardımla da kazanılabilir. Hata yaparım endişesine kapılmayın Kişinin heyecanını en çok artıran sebeplerden biri hata yapma endişesidir. Çocukluklarında devamlı aşağılanan kişilerde olduğu kadar ailesinin beklentileri yüksek olan veya mükemmeliyetçi kişilerde hata yapma endişesi çoktur. Yine zeki fakat yeterli eğitim alamayan ve kendini gerçekleştirme imkanı bulamayan kişilerde hata yapma endişesi çok görülmektedir. İnsan hayat boyu gelişen bir varlıktır. Kişi aşağılık kompleksine kapılmadan eksikliklerinin farkında olmalı ve onları kendisine zaman tanıyarak düzeltme yoluna gitmelidir.<br />
<br />
 Geçirilen bir travma sorun olabilir Travma sonrası stres bozukluğu aşırı heyecanın en önemli sebeplerindendir. Bu sebeple büyük travmalar (ani kazalar, felaketler, taciz vb.) geçirmiş kişilerin profesyonel yardım alması gerekir. Aksi takdirde yaşanan stres zamanla beden kimyasında değişiklik yaparak heyecanın normalden fazla olmasına yol açabilir. Organik bir rahatsızlığınız olabilir Psikolojik rahatsızlıklarla organik rahatsızlıklar arasında genelde çift yönlü bir ilişki vardır. Yaşanan sıkıntılar, üzüntüler, hastalıklara ve beden kimyasına etki yaptığı gibi organik rahatsızlıklar da psikolojik rahatsızlıklara yol açabilir.. İç salgı bezleri kişinin pek çok fonksiyonunu olduğu kadar heyecan duygusunda da etkili olan kimyasalları üretir. Tiroid bezi rahatsızlıkları, şeker hastalıkları, anemi, demir eksiklikleri, vitamin ve mineral eksiklikleri gibi bazı organik problemler, heyecanın fazla olmasına yol açabilir. Bu problemler ancak gerekli tıbbi ve psikolojik tedavilerle düzelebilir.<br />
<br />
Doğal yaşayarak sorunu çözebilirsiniz Psikolojik hastalıklar ve organik problemler hafif düzeyde olduğu takdirde doğal yaşanarak önlenebilir veya tedavi edilebilir. Doğru solunum yapmak, spor yapmak, gevşemeyi bilmek, yeşillik, temiz havalı yerlerde dolaşmak, aşırı yorgunluklardan kaçınmak, çalışmak kadar dinlenmeye de zaman ayırmak, dost ve arkadaş çevresini geniş tutmak, düzenli uyumak, düzenli ve çeşitli beslenme, yiyecek ve içecekte tek yönlülük ve aşırılıktan kaçınmak, yeterli miktarda su içmek, beden kimyasının dengede olmasına ve heyecanın kontrol altında tutulmasına yardımcı olur.<br />
<br />
Farika Artır Teymur/ Psikolog 19.09.2002]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yüzünüz kızarıyor, elleriniz titriyor, ne söyleyeceğinizi şaşırıyor musunuz? Aslında insanların aşırı heyecanlanmaları doğaldır. Bu heyecan günlük hayatı olumsuz etkileyecek duruma geliyorsa bu noktada bazı tedbirler alarak heyecanınızı yenebilirsiniz. Heyecan duygusu kişinin günlük hayatında önemli bir yer tutar. İlk defa araba kullanma, yeni bir işe başlama, tanımadığı fakat onun için önemli olan kişiler arasına katılma vb. kişilik farklılıkları olsa da hemen herkeste belli bir heyecan meydana getirir. Heyecan belli bir ölçüde olduğu takdirde kişinin daha dikkatli olmasına yardımcı olan, yaptığı işten zevk almasını sağlayan bir duygudur. <br />
<br />
Sosyal alanda başarılı olmuş kişiler, büyük sanatkarlar, diğer insanlardan biraz daha heyecanlı veya ataktır. Her insan aynı derecede heyecana sahip değildir. Bazı insanların diğerlerine göre daha heyecanlı olduğunu davranışlarına bakarak söyleyebiliriz. Bazı kişilerin ise heyecanı dışarıdan belli olmaz. Her iki durumda da heyecan belli ölçüde kişinin yararınadır. Kişi duyarlı ve heyecanlı olmasını bir avantaj olarak görmelidir. Aşırı heyecan hata yapmaya ve psikolojik problemlere yol açabilir. Bununla beraber aşırı heyecan kişinin davranışlarını kontrol etmesine engel olarak hata yapmasına sebep olduğundan zararlı olmaktadır. Ayrıca heyecanın normalden fazla olması bazı psikolojik problemlere de yol açmaktadır. Sosyal fobi, asansör, yükseklik fobisi gibi fobiler, panik atak, konuşma bozuklukları ve kekemelik, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklar, heyecanı kontrol edememe ile yakın ilişkilidir.<br />
<br />
Doğru solunum ve iç konuşmalar kişilikle ilgili kaygıyı azaltır Heyecanın fazla olması bazıları için bir kişilik özelliği olsa da bazı tedbirlerle kişinin heyecanını kontrol edebilmesi mümkündür. <span style="font-weight: bold;">Bu tedbirlerden en önemlisi doğru solunum yapmayı bilmektir. Yeterli ve doğru solunum kaygıyı azaltır. 2. tedbir gevşeyebilmektir. Bunun için gevşeme tekniklerini bilmek gerekir.</span> Bu konuda stresle ilgili kitaplardan yararlanılabilir. Bir uzmandan da öğrenilebilir. Heyecan veren durumla daha sık karşılaşmak kişide alışkanlık meydana getireceğinden heyecan azalır. Bu sebeple sınav heyecanı olan kişinin sık sık sınavlara girmesi, sosyal fobisi olan kişinin kalabalıkta görevler alması, heyecanını azaltabilir. Yine kişinin yaşama gayesi olması, hayata olumlu bakabilmeyi mutlu olmayı bilmesi de heyecanını azaltabilir. Heyecana yola açan sebepler ve bununla başa çıkma yöntemleri: Heyecanı kompleks haline getirmeyin Eğer kişinin heyecanlı olması onun verimliliğine insanlarla ilişkisine zarar vermiyorsa kişi heyecanını bir problem olarak görmemelidir. Zira kişi heyecanından rahatsız oldukça kaygı durumu arttığı için heyecan normal olarak artar. Kalabalıkta sık sık yüzü kızaran kişi yüzüm kızaracak diye endişe ettikçe daha çok yüzü kızarır. Halbuki hafif bir kızarıklık normaldir ve kişiye canlılık verir.<br />
<br />
 Güven eksikliğinizi aşın Güven duygusu kişide 2&#8211;3 yaşlarında gelişir. Bu sebeple anne baba tutumu ve aile içi iletişim çok önemlidir. Kişi eğer güven duygusunun gelişimine zarar veren bir durumla karşılaşmışsa bu ileride streslere ve hayat zorluklarına karşı daha dayanıksız olmasına yol açabilir. Bununla beraber kişi istediği takdirde iç konuşmalar yaparak olumlu yönlerini daha çok görmeye çalışarak güven duygusunu büyük ölçüde artırabilir. Bu mümkün olamazsa profesyonel yardımla da kazanılabilir. Hata yaparım endişesine kapılmayın Kişinin heyecanını en çok artıran sebeplerden biri hata yapma endişesidir. Çocukluklarında devamlı aşağılanan kişilerde olduğu kadar ailesinin beklentileri yüksek olan veya mükemmeliyetçi kişilerde hata yapma endişesi çoktur. Yine zeki fakat yeterli eğitim alamayan ve kendini gerçekleştirme imkanı bulamayan kişilerde hata yapma endişesi çok görülmektedir. İnsan hayat boyu gelişen bir varlıktır. Kişi aşağılık kompleksine kapılmadan eksikliklerinin farkında olmalı ve onları kendisine zaman tanıyarak düzeltme yoluna gitmelidir.<br />
<br />
 Geçirilen bir travma sorun olabilir Travma sonrası stres bozukluğu aşırı heyecanın en önemli sebeplerindendir. Bu sebeple büyük travmalar (ani kazalar, felaketler, taciz vb.) geçirmiş kişilerin profesyonel yardım alması gerekir. Aksi takdirde yaşanan stres zamanla beden kimyasında değişiklik yaparak heyecanın normalden fazla olmasına yol açabilir. Organik bir rahatsızlığınız olabilir Psikolojik rahatsızlıklarla organik rahatsızlıklar arasında genelde çift yönlü bir ilişki vardır. Yaşanan sıkıntılar, üzüntüler, hastalıklara ve beden kimyasına etki yaptığı gibi organik rahatsızlıklar da psikolojik rahatsızlıklara yol açabilir.. İç salgı bezleri kişinin pek çok fonksiyonunu olduğu kadar heyecan duygusunda da etkili olan kimyasalları üretir. Tiroid bezi rahatsızlıkları, şeker hastalıkları, anemi, demir eksiklikleri, vitamin ve mineral eksiklikleri gibi bazı organik problemler, heyecanın fazla olmasına yol açabilir. Bu problemler ancak gerekli tıbbi ve psikolojik tedavilerle düzelebilir.<br />
<br />
Doğal yaşayarak sorunu çözebilirsiniz Psikolojik hastalıklar ve organik problemler hafif düzeyde olduğu takdirde doğal yaşanarak önlenebilir veya tedavi edilebilir. Doğru solunum yapmak, spor yapmak, gevşemeyi bilmek, yeşillik, temiz havalı yerlerde dolaşmak, aşırı yorgunluklardan kaçınmak, çalışmak kadar dinlenmeye de zaman ayırmak, dost ve arkadaş çevresini geniş tutmak, düzenli uyumak, düzenli ve çeşitli beslenme, yiyecek ve içecekte tek yönlülük ve aşırılıktan kaçınmak, yeterli miktarda su içmek, beden kimyasının dengede olmasına ve heyecanın kontrol altında tutulmasına yardımcı olur.<br />
<br />
Farika Artır Teymur/ Psikolog 19.09.2002]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Stres hastalık yapar mı?]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2537</link>
			<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 12:20:00 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2537</guid>
			<description><![CDATA[Bedenimizde kan şekerinin belli bir denge içerisinde tutulması gerekmektedir Açlık kan şekerinin 80-110 sınırlarının altına veya üstüne çıkmaması için organizma insülin salgılayarak veya çeşitli tepkilerle bu dengeyi korur(Homeostes)<br />
<br />
Aynı denge nöropsikolojik yapımız içinde geçerlidir Bir etken yani stres bu dengeyi bozduğunda çeşitli beyin hormonlarıyla -bunlara stres hormonları deniliyor- sinir sistemimizin çalışması dengelenmektedir<br />
<br />
Stresin olmaması sinir sisteminin ölümü demektir (Eustress)<br />
<br />
Buna karşı aşırı uyarı olursa uyum kapasitesi aşıldığında stres hastalıkları hatta ölüm ortaya çıkabilir<br />
<br />
Bazı doğal afetlerde afette yaralanmayan insanın iki üç gün içinde kalp krizinden öldüğü bilinmektedir Stresin mutluluktan da öldürdüğü de bilinmektedir Dublin' de bir diskoda çıkan yangın sırasında çocuklarının öldüğünden emin olan anne onların hayatta olduğunu öğrenince aniden ölmüştü<br />
<br />
Hans Selye, stres konusunda en geniş fizyolojik araştırmaları olan bilim adamıdır Şu tezi ilk söylediğinde çok kimse inanmamıştı " Bugün yaygın hastalıkların çoğunun mikropların, virüslerin, zararlı maddelerin veya her türlü dış etkenin yarattığı aksaklıklardan çok strese uyum gösterme eksikliğinden kaynaklandığını görüyoruz"<br />
<br />
Gerçektende önemli olan hastalık değil hastalığa vücudun verdiği cevaptır Tıp fakültelerinde temel öğretilerden birisi de "Hastalık yok hasta var" öğretisi idi Her hastalık için bedensel cevap farklılıkları önemli ayrıntıdır Organizmamız stres karşısında karmaşık tepkiler geliştirir Solunum ritmi artar daha çok oksijen sağlanır, kalp ritmi artar metabolizma kamçılanır Beyin ritmi hızlanır uyanıklık artar Oksijen ve şekerin artışı ile kaslar uyarılır Bağışıklık sistemi uyarılır savunma hücreleri ortaya çıkar<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
STRES HORMONLARI</span><br />
<br />
Böbrek üstü bezi (Sürrenal Korteks ve Sürrenal Medulla) Kortikoid denilen bir dizi hormon salgılar<br />
<br />
Kortizol en önemli stres hormonudur Glukokortikoid olarak korteksten salgılanır bilinir Anti alerjik, glikozu üreten, protein ve yağların glikoza dönüşmesinde, iltihaplı alerjileri bastırmada rol alır<br />
<br />
Aldesteron ve Kortikosteron: Mineral kortikoidlerdir Böbrek üstü bezinin medulla kısmından salgılanır Katekolamin (Adrenalin-Noradrenalin) salgılanmasını tetikler<br />
<br />
Adrenalin ve Noradrenalin acil enerji ihtiyacında devreye girer Adrenalin sıkıntı, korku, depresyonda, Noradrenalin kızgınlık, öfke, saldırganlık durumlarında daha çok yükselir<br />
<br />
Mineral Kortikoidler bağ dokusunu bozarlar, sedimantasyon hızını düşürürler, kan basıncını yükseltirler, damarları büzerler<br />
<br />
Glukoz ve yağ asitlerinin kana karışmasını hızlandırarak vücuda enerji sağlar, uzun süre salgılandığında enerji depoları boşaldığı için yorgunluk ve bitkinlik başlayacaktır<br />
<br />
CRF: ( Cortico Relasing Factor ) Kortikopinin salıveren etken olarak bilinir Beyinden salgılanır Beyin bir olayı stres olarak algıladığında hipotalamusten salgılanmaya başlar Stres tepki zincirini tetiklemiş olur<br />
<br />
Hipotalamusten sinir hücrelerinden salgılanarak ön hipofizden ACTH üretilmesine, böbrek üstü bezinde kortikoid salınmasına neden olmaktadır<br />
<br />
Hipofiz kafatası tabanında bulunan bir oyuk içerisinde yer alan salgı bezidir Vücuttaki bütün hormonların yönetim merkezidir Ön kısmı ACTH ve Büyüme hormonu (GH) salgılayarak strese cevap verir Bu bölgede bazı hormon salgıları ise baskılanır Böylece Prolaktin salgısı artar<br />
<br />
Arka hipofiz ise kan basıncını yükselttiği ve idrar söktürücü hormonlar salgılar (Vasopressin)<br />
<br />
Stres Hipofizosürrenal bir mekanizmadır ACTH, Kortizol zararları önlerken Mineralo kartikolle hasarlara yol açar<br />
<br />
Adrenalinin Rolü: Strese cevap niteliğindeki biyolojik değişimleri başlatan en büyük etkendir Adrenalin Tirosin isimli aminoasitten üretilmektedir<br />
<br />
Stres ne kadar fazla ise o kadar adrenalin üretmektedir Fazla salgılanan adrenalin stres hormonlarının salgılanmasını frenlemektedir Eğer bu frenleme olmazsa ani ölümler olacaktı Bu biyokimyasal mekanizmaların ortaya çıkması insanın strese verdiği cevap türlerini açıklayabilmektedir<br />
<br />
İnsanın ruhsal yapısını kullanarak stresini değerlendirmesinin mekanizmasının nasıl olduğu henüz aydınlatılamamıştır<br />
<br />
Uzun süreli streste Büyüme hormonu (GH) Prolaktin ise cinsel ilgiyi azaltmaktadırBeden savaş alarmı verdiği için yatırımlar geri çekilmiş, eğlenceler frenlenmiş olmaktadır<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">STRES VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ</span><br />
<br />
"Stres immun supresyon yapar" artık hekimlerin tartışmadan kabul ettiği bir gerçektir<br />
<br />
Stres altında bağışıklık sistemi baskılanırTıpkı savaş durumunda güvenlik güçlerinin aşırı yüklenmesi gibi<br />
<br />
Bu konuları inceleyen bilim dalı NöropsikoimmunolojidirSinir sistemi , hormonal sistem ve bağışıklık sistemi arasında varlığı kanıtlanmaya çalışan ilişkileri araştırmaktadır<br />
<br />
Bartop(1977) da yapılan bir araştırmada 6 hafta önce eşlerini kaybetmiş, 26 dul kadın incelenmeye alındıŞeker hastalığı, kalp kroner hastalığı, barsak kotili, eklem romatizması, allerjik cilt hastalığı, şizofreni ile anlamlı ilişki tespit etti<br />
<br />
Alınan kan örneklerinde vücut savunma sistemini gösteren T-lenfositlerin işlevinde azalma gözlemlendi<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">STRESİN AİDS BENZER ETKİSİ</span><br />
<br />
Amerikan Tıp Birliğinin yayın organında 1999yılında yayınlanan bir makalede stresle AİDS'in vücut savunma sistemine benzer etki yaptıklarını belirtti<br />
<br />
Ohio State üniversitesi ve 4 ayrı enstitü tarafından yapılan araştırmalarda stresin vücutta "Cytokine" maddesini azalttığı bulunduCytokine maddesi vücudun savunma sisteminde anahtar rolü olan bir maddedirVücut savunmasında T-lenfositlerin üretiminde önemli madde olan bu madde az üretildiğinde T hüğcreleri ölmektedir<br />
<br />
Aynı etkiyi AİDS hastalığına yol açan "HİV" virüsünün de yaptığı, vücudun bağışıklık sistemini çökerttiği bilinmektedir<br />
<br />
Ohio State Üniversitesinden ProfRonald Glaser sunduğu rapor stresin biyolojisine önemli aydınlık getirdi<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
STRES VE YARA İYİLEŞMESİ</span><br />
<br />
"Archive of General Psyhiatry" isimli tıp araştırmaları dergisinde 1999 yılında yayınlanan makalede DrKiecolt-Glaser ilginç sorunlar elde etti<br />
<br />
35 kadın üzerinde yapılan araştırmalarda stres düzeyi yüksek kişilerde dokuları iyileştiren kimyasal bileşimlerin özellikle Cytokine maddesinin yara bölgesine ulaşmadığı belirtildi<br />
<br />
Stres kandaki bazı hormonların seviyesini yükseltiyor Bu hormonlar yara bölgesine Cytokine bileşiminin ulaşmasını yavaşlatıyor<br />
<br />
Ameliyatlardan sonra stresin, yaraların iyileşmesine olumsuz etki ederek, hastanın sağlığını tehlikeye sokmaktadır<br />
<br />
Stresin yara iyileştirmesini geciktirmesi operatörler için oldukça önemlidir Hastanın çabuk ve komplikasyonsuz iyileşmesi için hastanın ruhsal durumunu göz önüne almak gerekmektedir<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">STRES-KALP İLİŞKİSİ</span><br />
<br />
Stresli ve hiperaktif özelliklerin fazla olduğu A-tipi kişilik yapısında kalp hastalıklarının 3 misli fazla olduğu, kalp krizinden ölümün 5 misli fazla olduğu bilinmektedir<br />
<br />
Ohio State Üniversitesinde yürütülmüş bir çalışma "Homecysteine" adlı aminoasidin stresli kişilerde arttığını gösteriyorBu amino asit kalp hastalıkları riskini artıran bir maddedir<br />
<br />
Finlandiya'dan DrThomas Kamarck 'da zihinsel stresin kan damarı lezyonlarını ve damar sertliğini artırdığını, kan kolesterol yüksekliği ile stresin ilişkisini doğrular araştırmalar yayınlamıştır<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">STRES VE FELÇ İLİŞKİSİ</span><br />
<br />
Newcastle Üniversitesi'nde ileri yaş enstitüsünde bir araştırma yapıldı Araştırmada 40 kişinin öldükten sonra beyinleri incelendiYaşamlarında bir büyük depresyon olayı yaşayanların beyin damarlarında daralma ve sertleşme anlamlı derecede fazladır<br />
<br />
Journal of Neurology dergisinde 2000 yılında yayınlanan röportajda bu deneklerin dokularında Alzheimer bulgularına rastlanmaktadır<br />
<br />
Kalp krizi ve beyin kanaması geçiren denekler, depresyonu yenemezlerse 6 ay içerisinde ölme riskinin 3 misli fazla olduğu aynı araştırmada vurgulandı<br />
<br />
Depresyon bu gün dünyada dördüncü sağlık sorunu ancak böyle giderse 2020 yılında ikinci sağlık sorunu olacağına kesin gözüyle bakılıyorDünya Sağlık Örgütü de (WHO) Depresyonu geleceğin sağlık sorunu olarak açıkladı<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">BEYİN YAŞLANMASINA ETKİSİNE</span><br />
<br />
"Nature Neuroscience" dergisinde sunulan bir raporda kronik stresin beynin "Hippocampe" bölümünü küçülttüğü gösterildi<br />
<br />
Montreal'de Mc Gill Üniversitesi uzmanlarının (1998) yaptığı bir araştırmaya göre beynin hafıza ile ilgili bölümleri ile kronik stres arasında doğrudan ilişki çıkmaktadır<br />
<br />
Stres nedeniyle salgılanan glucokorticoides adlı hormonların nöronların ölmesine yol açabileceği doğrulandıDrSonia Lupien başkanlığındaki araştırma ekibi insanın beyninde Hafıza ve Yön bulma ile ilgili bölüm olan Hippocampe bölümünün küçülmesi ve kronik stres arasında paralel ilişki oldukça ilgi çekicidir<br />
<br />
70 yaşlarında 50 kişi 5 yıl boyunca izlenerek bu sonuca varılmıştır<br />
<br />
Prof Dr Nevzat Tarhan]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bedenimizde kan şekerinin belli bir denge içerisinde tutulması gerekmektedir Açlık kan şekerinin 80-110 sınırlarının altına veya üstüne çıkmaması için organizma insülin salgılayarak veya çeşitli tepkilerle bu dengeyi korur(Homeostes)<br />
<br />
Aynı denge nöropsikolojik yapımız içinde geçerlidir Bir etken yani stres bu dengeyi bozduğunda çeşitli beyin hormonlarıyla -bunlara stres hormonları deniliyor- sinir sistemimizin çalışması dengelenmektedir<br />
<br />
Stresin olmaması sinir sisteminin ölümü demektir (Eustress)<br />
<br />
Buna karşı aşırı uyarı olursa uyum kapasitesi aşıldığında stres hastalıkları hatta ölüm ortaya çıkabilir<br />
<br />
Bazı doğal afetlerde afette yaralanmayan insanın iki üç gün içinde kalp krizinden öldüğü bilinmektedir Stresin mutluluktan da öldürdüğü de bilinmektedir Dublin' de bir diskoda çıkan yangın sırasında çocuklarının öldüğünden emin olan anne onların hayatta olduğunu öğrenince aniden ölmüştü<br />
<br />
Hans Selye, stres konusunda en geniş fizyolojik araştırmaları olan bilim adamıdır Şu tezi ilk söylediğinde çok kimse inanmamıştı " Bugün yaygın hastalıkların çoğunun mikropların, virüslerin, zararlı maddelerin veya her türlü dış etkenin yarattığı aksaklıklardan çok strese uyum gösterme eksikliğinden kaynaklandığını görüyoruz"<br />
<br />
Gerçektende önemli olan hastalık değil hastalığa vücudun verdiği cevaptır Tıp fakültelerinde temel öğretilerden birisi de "Hastalık yok hasta var" öğretisi idi Her hastalık için bedensel cevap farklılıkları önemli ayrıntıdır Organizmamız stres karşısında karmaşık tepkiler geliştirir Solunum ritmi artar daha çok oksijen sağlanır, kalp ritmi artar metabolizma kamçılanır Beyin ritmi hızlanır uyanıklık artar Oksijen ve şekerin artışı ile kaslar uyarılır Bağışıklık sistemi uyarılır savunma hücreleri ortaya çıkar<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
STRES HORMONLARI</span><br />
<br />
Böbrek üstü bezi (Sürrenal Korteks ve Sürrenal Medulla) Kortikoid denilen bir dizi hormon salgılar<br />
<br />
Kortizol en önemli stres hormonudur Glukokortikoid olarak korteksten salgılanır bilinir Anti alerjik, glikozu üreten, protein ve yağların glikoza dönüşmesinde, iltihaplı alerjileri bastırmada rol alır<br />
<br />
Aldesteron ve Kortikosteron: Mineral kortikoidlerdir Böbrek üstü bezinin medulla kısmından salgılanır Katekolamin (Adrenalin-Noradrenalin) salgılanmasını tetikler<br />
<br />
Adrenalin ve Noradrenalin acil enerji ihtiyacında devreye girer Adrenalin sıkıntı, korku, depresyonda, Noradrenalin kızgınlık, öfke, saldırganlık durumlarında daha çok yükselir<br />
<br />
Mineral Kortikoidler bağ dokusunu bozarlar, sedimantasyon hızını düşürürler, kan basıncını yükseltirler, damarları büzerler<br />
<br />
Glukoz ve yağ asitlerinin kana karışmasını hızlandırarak vücuda enerji sağlar, uzun süre salgılandığında enerji depoları boşaldığı için yorgunluk ve bitkinlik başlayacaktır<br />
<br />
CRF: ( Cortico Relasing Factor ) Kortikopinin salıveren etken olarak bilinir Beyinden salgılanır Beyin bir olayı stres olarak algıladığında hipotalamusten salgılanmaya başlar Stres tepki zincirini tetiklemiş olur<br />
<br />
Hipotalamusten sinir hücrelerinden salgılanarak ön hipofizden ACTH üretilmesine, böbrek üstü bezinde kortikoid salınmasına neden olmaktadır<br />
<br />
Hipofiz kafatası tabanında bulunan bir oyuk içerisinde yer alan salgı bezidir Vücuttaki bütün hormonların yönetim merkezidir Ön kısmı ACTH ve Büyüme hormonu (GH) salgılayarak strese cevap verir Bu bölgede bazı hormon salgıları ise baskılanır Böylece Prolaktin salgısı artar<br />
<br />
Arka hipofiz ise kan basıncını yükselttiği ve idrar söktürücü hormonlar salgılar (Vasopressin)<br />
<br />
Stres Hipofizosürrenal bir mekanizmadır ACTH, Kortizol zararları önlerken Mineralo kartikolle hasarlara yol açar<br />
<br />
Adrenalinin Rolü: Strese cevap niteliğindeki biyolojik değişimleri başlatan en büyük etkendir Adrenalin Tirosin isimli aminoasitten üretilmektedir<br />
<br />
Stres ne kadar fazla ise o kadar adrenalin üretmektedir Fazla salgılanan adrenalin stres hormonlarının salgılanmasını frenlemektedir Eğer bu frenleme olmazsa ani ölümler olacaktı Bu biyokimyasal mekanizmaların ortaya çıkması insanın strese verdiği cevap türlerini açıklayabilmektedir<br />
<br />
İnsanın ruhsal yapısını kullanarak stresini değerlendirmesinin mekanizmasının nasıl olduğu henüz aydınlatılamamıştır<br />
<br />
Uzun süreli streste Büyüme hormonu (GH) Prolaktin ise cinsel ilgiyi azaltmaktadırBeden savaş alarmı verdiği için yatırımlar geri çekilmiş, eğlenceler frenlenmiş olmaktadır<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">STRES VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ</span><br />
<br />
"Stres immun supresyon yapar" artık hekimlerin tartışmadan kabul ettiği bir gerçektir<br />
<br />
Stres altında bağışıklık sistemi baskılanırTıpkı savaş durumunda güvenlik güçlerinin aşırı yüklenmesi gibi<br />
<br />
Bu konuları inceleyen bilim dalı NöropsikoimmunolojidirSinir sistemi , hormonal sistem ve bağışıklık sistemi arasında varlığı kanıtlanmaya çalışan ilişkileri araştırmaktadır<br />
<br />
Bartop(1977) da yapılan bir araştırmada 6 hafta önce eşlerini kaybetmiş, 26 dul kadın incelenmeye alındıŞeker hastalığı, kalp kroner hastalığı, barsak kotili, eklem romatizması, allerjik cilt hastalığı, şizofreni ile anlamlı ilişki tespit etti<br />
<br />
Alınan kan örneklerinde vücut savunma sistemini gösteren T-lenfositlerin işlevinde azalma gözlemlendi<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">STRESİN AİDS BENZER ETKİSİ</span><br />
<br />
Amerikan Tıp Birliğinin yayın organında 1999yılında yayınlanan bir makalede stresle AİDS'in vücut savunma sistemine benzer etki yaptıklarını belirtti<br />
<br />
Ohio State üniversitesi ve 4 ayrı enstitü tarafından yapılan araştırmalarda stresin vücutta "Cytokine" maddesini azalttığı bulunduCytokine maddesi vücudun savunma sisteminde anahtar rolü olan bir maddedirVücut savunmasında T-lenfositlerin üretiminde önemli madde olan bu madde az üretildiğinde T hüğcreleri ölmektedir<br />
<br />
Aynı etkiyi AİDS hastalığına yol açan "HİV" virüsünün de yaptığı, vücudun bağışıklık sistemini çökerttiği bilinmektedir<br />
<br />
Ohio State Üniversitesinden ProfRonald Glaser sunduğu rapor stresin biyolojisine önemli aydınlık getirdi<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
STRES VE YARA İYİLEŞMESİ</span><br />
<br />
"Archive of General Psyhiatry" isimli tıp araştırmaları dergisinde 1999 yılında yayınlanan makalede DrKiecolt-Glaser ilginç sorunlar elde etti<br />
<br />
35 kadın üzerinde yapılan araştırmalarda stres düzeyi yüksek kişilerde dokuları iyileştiren kimyasal bileşimlerin özellikle Cytokine maddesinin yara bölgesine ulaşmadığı belirtildi<br />
<br />
Stres kandaki bazı hormonların seviyesini yükseltiyor Bu hormonlar yara bölgesine Cytokine bileşiminin ulaşmasını yavaşlatıyor<br />
<br />
Ameliyatlardan sonra stresin, yaraların iyileşmesine olumsuz etki ederek, hastanın sağlığını tehlikeye sokmaktadır<br />
<br />
Stresin yara iyileştirmesini geciktirmesi operatörler için oldukça önemlidir Hastanın çabuk ve komplikasyonsuz iyileşmesi için hastanın ruhsal durumunu göz önüne almak gerekmektedir<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">STRES-KALP İLİŞKİSİ</span><br />
<br />
Stresli ve hiperaktif özelliklerin fazla olduğu A-tipi kişilik yapısında kalp hastalıklarının 3 misli fazla olduğu, kalp krizinden ölümün 5 misli fazla olduğu bilinmektedir<br />
<br />
Ohio State Üniversitesinde yürütülmüş bir çalışma "Homecysteine" adlı aminoasidin stresli kişilerde arttığını gösteriyorBu amino asit kalp hastalıkları riskini artıran bir maddedir<br />
<br />
Finlandiya'dan DrThomas Kamarck 'da zihinsel stresin kan damarı lezyonlarını ve damar sertliğini artırdığını, kan kolesterol yüksekliği ile stresin ilişkisini doğrular araştırmalar yayınlamıştır<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">STRES VE FELÇ İLİŞKİSİ</span><br />
<br />
Newcastle Üniversitesi'nde ileri yaş enstitüsünde bir araştırma yapıldı Araştırmada 40 kişinin öldükten sonra beyinleri incelendiYaşamlarında bir büyük depresyon olayı yaşayanların beyin damarlarında daralma ve sertleşme anlamlı derecede fazladır<br />
<br />
Journal of Neurology dergisinde 2000 yılında yayınlanan röportajda bu deneklerin dokularında Alzheimer bulgularına rastlanmaktadır<br />
<br />
Kalp krizi ve beyin kanaması geçiren denekler, depresyonu yenemezlerse 6 ay içerisinde ölme riskinin 3 misli fazla olduğu aynı araştırmada vurgulandı<br />
<br />
Depresyon bu gün dünyada dördüncü sağlık sorunu ancak böyle giderse 2020 yılında ikinci sağlık sorunu olacağına kesin gözüyle bakılıyorDünya Sağlık Örgütü de (WHO) Depresyonu geleceğin sağlık sorunu olarak açıkladı<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">BEYİN YAŞLANMASINA ETKİSİNE</span><br />
<br />
"Nature Neuroscience" dergisinde sunulan bir raporda kronik stresin beynin "Hippocampe" bölümünü küçülttüğü gösterildi<br />
<br />
Montreal'de Mc Gill Üniversitesi uzmanlarının (1998) yaptığı bir araştırmaya göre beynin hafıza ile ilgili bölümleri ile kronik stres arasında doğrudan ilişki çıkmaktadır<br />
<br />
Stres nedeniyle salgılanan glucokorticoides adlı hormonların nöronların ölmesine yol açabileceği doğrulandıDrSonia Lupien başkanlığındaki araştırma ekibi insanın beyninde Hafıza ve Yön bulma ile ilgili bölüm olan Hippocampe bölümünün küçülmesi ve kronik stres arasında paralel ilişki oldukça ilgi çekicidir<br />
<br />
70 yaşlarında 50 kişi 5 yıl boyunca izlenerek bu sonuca varılmıştır<br />
<br />
Prof Dr Nevzat Tarhan]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[cıtrasate]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2536</link>
			<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 00:51:32 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2536</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar herkese slm.genç diyalizde geçenlerde yazmıştım cıtrasate hakkında burayaa bazınotlar geçmek istiyorum izninizle.cıtrasate normal diyaliz solüsyonlarının çok daha üst versiyonu amerikanın FDA onayını almış bir üründür.türkiyeye yeni sokulmasına rağmen bu ürünün amerika başta olmak üzere avrupa ülkelerindede kulanılıyor olması ve bu ürünün avrupa dağıtıcılığını frezenus un yaptığınıbiliyormusunuz.diyaliz merkezleri ile görüşmelerimizde her hastanın yürüyen bir para gözüyle görülmesi sizlerede rahatsızlık vermiyormu?ne yazıkki diyaliz ünitesi doktorlarından bazılarıbeni bu şekilde düşünmeğe itti.nasıl derseniz doktorun söylediğini aynen aktarıyorum... CITRASATE belirli bir kullanımdan sonra haftada3 kez diyalize giren hastanın diyaliz gereksinimi haftada 2 keze düşürdüğü bilgisini okuyan doktorumuz niye bu ürünü kullanayım her hastadan haftada 138 liradan olacağım dedi.malesef bizlerin hayatı bu şekilde düşünenler yüzünden türkiyede çok ucuz.insan sağlığından çok düşünülen şey insanların cebi.sizlerden özellikle istirham ediyorum lütfen CITRASATE adlı bu solüsyonu araştırın ve sağlığınız için özellikle doktorunuzdan diyaliz merkezinizden bu ürünü isteyin.şu anda merter vatan hastanesiüniversal hospitalsgroup un vermiş olduğu rapor elimde.aynı zamanda Çokay Sağlık Hizmetleri diyaliz merkezinin de vermiş olduğu raporlar elimde mevcuttur.bu hafta içerisinde çapa tıp fakültesindende rapor bekliyoruz.elimdeki var olan raporların aslını isterseniz mail olarak gönderebilirim.ve tel numaralarınıda verebilirim.araştırın ve ne olursunuz uzun yaşayın.bana ulaşmak isterseniz web adresimi gençdiyaliz.com da bulabilirsiniz.soracağınız sorulara elimden geldiğince cevap vermeye çalışacağım.isteyceğiniz bilgi ve belgeleride sizlere sunacağım.rahat ve uzun bir yaşam dileği ile]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar herkese slm.genç diyalizde geçenlerde yazmıştım cıtrasate hakkında burayaa bazınotlar geçmek istiyorum izninizle.cıtrasate normal diyaliz solüsyonlarının çok daha üst versiyonu amerikanın FDA onayını almış bir üründür.türkiyeye yeni sokulmasına rağmen bu ürünün amerika başta olmak üzere avrupa ülkelerindede kulanılıyor olması ve bu ürünün avrupa dağıtıcılığını frezenus un yaptığınıbiliyormusunuz.diyaliz merkezleri ile görüşmelerimizde her hastanın yürüyen bir para gözüyle görülmesi sizlerede rahatsızlık vermiyormu?ne yazıkki diyaliz ünitesi doktorlarından bazılarıbeni bu şekilde düşünmeğe itti.nasıl derseniz doktorun söylediğini aynen aktarıyorum... CITRASATE belirli bir kullanımdan sonra haftada3 kez diyalize giren hastanın diyaliz gereksinimi haftada 2 keze düşürdüğü bilgisini okuyan doktorumuz niye bu ürünü kullanayım her hastadan haftada 138 liradan olacağım dedi.malesef bizlerin hayatı bu şekilde düşünenler yüzünden türkiyede çok ucuz.insan sağlığından çok düşünülen şey insanların cebi.sizlerden özellikle istirham ediyorum lütfen CITRASATE adlı bu solüsyonu araştırın ve sağlığınız için özellikle doktorunuzdan diyaliz merkezinizden bu ürünü isteyin.şu anda merter vatan hastanesiüniversal hospitalsgroup un vermiş olduğu rapor elimde.aynı zamanda Çokay Sağlık Hizmetleri diyaliz merkezinin de vermiş olduğu raporlar elimde mevcuttur.bu hafta içerisinde çapa tıp fakültesindende rapor bekliyoruz.elimdeki var olan raporların aslını isterseniz mail olarak gönderebilirim.ve tel numaralarınıda verebilirim.araştırın ve ne olursunuz uzun yaşayın.bana ulaşmak isterseniz web adresimi gençdiyaliz.com da bulabilirsiniz.soracağınız sorulara elimden geldiğince cevap vermeye çalışacağım.isteyceğiniz bilgi ve belgeleride sizlere sunacağım.rahat ve uzun bir yaşam dileği ile]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Diş ipinin önemi]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2535</link>
			<pubDate>Sun, 07 Feb 2010 00:24:09 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2535</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.hekimim.com/haberler/dis_ipi_kullanimi.jpg" border="0" alt="[Resim: dis_ipi_kullanimi.jpg&#93;" /><br />
Herzaman dişlerimi fırçalarım yinede dişlerim çürüyor diyorsanız...<br />
Her ne kadar son teknoloji ürünü olursa olsun, hiçbir diş fırçası, klasik diş ipinin yerini tutamıyor. Çünkü diş ipi, fırçanın ulaşamadığı yerlere girerek, zararlı bakterilerin üremesine neden olan yiyecek artıklarını temizliyor. Peki, ne kadar sıklıkla diş ipi kullanmak gerek?<br />
<br />
Uzmanlar, haftada 3-4 kez diş ipiyle dişleri temizlemenin yeterli olduğunu belirtiyor. Diş ipi kullanmak için en uygun zamansa akşam yatmadan önce.<br />
<br />
Sadece diş fırçalama, diş yüzeylerinin ancak beşte üçünü temizler. Bu nedenle, temizlenmeyen diş aralarında oluşacak bakteri plağını ve yemek artıklarını temizlemek özel bir bakım gerektirir. Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları özellikle bu bölgelerde başladığı için her gün düzenli olarak diş ipi kullanılmalıdır.<br />
<br />
Yaklaşık 45 cm. uzunluğunda diş ipini kopartıp uçlarını orta parmaklarınıza dolayın.<br />
<br />
<br />
Diş ipini üst dişler arasından geçirmek için başparmaklarınızı kullanın. Bunu yumuşak ve yavaş hareketlerle yapın, diş etlerinizi zedelememeye özen gösterin.<br />
<br />
Alt dişlerinizi temizlerken, diş ipini dişler arasından geçirmek için işaret parmaklarınızı kullanın.<br />
<br />
Diş ipine her dişin çevresinde eğim vererek yukarı aşağı hareket ettirip bakteri plağını temizleyin. Aynı işlemi her dişinizde tekrar ederek dişlerinizi tam olarak temizleyin<br />
Ayrıca bakınız.<br />
<br />
 Dişlerin aralarını temizlemek, diş fırçalarının ulaşamadığı yüzeylere ulaşmanızı sağlar. Diş aralarını temizlemek diş eti hastalıklarını,  nefes kokusunu ve diş çürümelerini önlemede önemli bir rol oynar. Bu yüzden uzmanlar diş ipi kullanılmasını öneriyor.<br />
<br />
Diş ipi kullanımının ağız temizliğinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu söyleyen Dişhekimi Mehmet Coşkun, diş ipi kullanımının, diş fırçalamak kadar önemli olduğunu belirtti.<br />
<img src="http://www.saglikpark.com/i/image/dis-ve-agiz-sagligi-28-03.jpg" border="0" alt="[Resim: dis-ve-agiz-sagligi-28-03.jpg&#93;" /><br />
<span style="font-weight: bold;">Peki diş ipi nasıl kullanılmalı?</span><br />
* Yaklaşık 50 cm uzunluğunda diş ipini alarak her iki elinizin orta parmaklarına, aralarında 5 cm boşluk kalacak şekilde fazla sıkı olmayacak şekilde dolayın.<br />
* Baş ve işaret parmaklarınızla diş ipini gerginleştirerek, yavaşça dişlerinizin arasına geçirin. Bu arada diş ipini koparmamaya ve diş etlerini zedelememeye dikkat edin.<br />
* Diş ipini &#8216;C&#8217; şeklinde eğerek dişlerinizi kavrayacak şekilde diş aralarında aşağıya ve yukarıya doğru yavaşça gezdirin; diş eti çizgisinin altını da temizleyin.<br />
* Her bir dişe geçtiğinizde parmağınıza doladığınız diş ipinden yeni bir bölüm kullanın.<br />
<br />
Yanlış diş ipi kullanımı diş etine zarar verebilir. Bu yüzden diş hekiminizden nasıl kullanılması gerektiği hakkında bilgi almanızda fayda var.<br />
<br />
<a href="http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2479" target="_blank">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthr...p?tid=2479</a><br />
<img src="http://www.confi-dent.net/images/uploads/a_132530floss.jpg" border="0" alt="[Resim: a_132530floss.jpg&#93;" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.hekimim.com/haberler/dis_ipi_kullanimi.jpg" border="0" alt="[Resim: dis_ipi_kullanimi.jpg]" /><br />
Herzaman dişlerimi fırçalarım yinede dişlerim çürüyor diyorsanız...<br />
Her ne kadar son teknoloji ürünü olursa olsun, hiçbir diş fırçası, klasik diş ipinin yerini tutamıyor. Çünkü diş ipi, fırçanın ulaşamadığı yerlere girerek, zararlı bakterilerin üremesine neden olan yiyecek artıklarını temizliyor. Peki, ne kadar sıklıkla diş ipi kullanmak gerek?<br />
<br />
Uzmanlar, haftada 3-4 kez diş ipiyle dişleri temizlemenin yeterli olduğunu belirtiyor. Diş ipi kullanmak için en uygun zamansa akşam yatmadan önce.<br />
<br />
Sadece diş fırçalama, diş yüzeylerinin ancak beşte üçünü temizler. Bu nedenle, temizlenmeyen diş aralarında oluşacak bakteri plağını ve yemek artıklarını temizlemek özel bir bakım gerektirir. Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları özellikle bu bölgelerde başladığı için her gün düzenli olarak diş ipi kullanılmalıdır.<br />
<br />
Yaklaşık 45 cm. uzunluğunda diş ipini kopartıp uçlarını orta parmaklarınıza dolayın.<br />
<br />
<br />
Diş ipini üst dişler arasından geçirmek için başparmaklarınızı kullanın. Bunu yumuşak ve yavaş hareketlerle yapın, diş etlerinizi zedelememeye özen gösterin.<br />
<br />
Alt dişlerinizi temizlerken, diş ipini dişler arasından geçirmek için işaret parmaklarınızı kullanın.<br />
<br />
Diş ipine her dişin çevresinde eğim vererek yukarı aşağı hareket ettirip bakteri plağını temizleyin. Aynı işlemi her dişinizde tekrar ederek dişlerinizi tam olarak temizleyin<br />
Ayrıca bakınız.<br />
<br />
 Dişlerin aralarını temizlemek, diş fırçalarının ulaşamadığı yüzeylere ulaşmanızı sağlar. Diş aralarını temizlemek diş eti hastalıklarını,  nefes kokusunu ve diş çürümelerini önlemede önemli bir rol oynar. Bu yüzden uzmanlar diş ipi kullanılmasını öneriyor.<br />
<br />
Diş ipi kullanımının ağız temizliğinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu söyleyen Dişhekimi Mehmet Coşkun, diş ipi kullanımının, diş fırçalamak kadar önemli olduğunu belirtti.<br />
<img src="http://www.saglikpark.com/i/image/dis-ve-agiz-sagligi-28-03.jpg" border="0" alt="[Resim: dis-ve-agiz-sagligi-28-03.jpg]" /><br />
<span style="font-weight: bold;">Peki diş ipi nasıl kullanılmalı?</span><br />
* Yaklaşık 50 cm uzunluğunda diş ipini alarak her iki elinizin orta parmaklarına, aralarında 5 cm boşluk kalacak şekilde fazla sıkı olmayacak şekilde dolayın.<br />
* Baş ve işaret parmaklarınızla diş ipini gerginleştirerek, yavaşça dişlerinizin arasına geçirin. Bu arada diş ipini koparmamaya ve diş etlerini zedelememeye dikkat edin.<br />
* Diş ipini &#8216;C&#8217; şeklinde eğerek dişlerinizi kavrayacak şekilde diş aralarında aşağıya ve yukarıya doğru yavaşça gezdirin; diş eti çizgisinin altını da temizleyin.<br />
* Her bir dişe geçtiğinizde parmağınıza doladığınız diş ipinden yeni bir bölüm kullanın.<br />
<br />
Yanlış diş ipi kullanımı diş etine zarar verebilir. Bu yüzden diş hekiminizden nasıl kullanılması gerektiği hakkında bilgi almanızda fayda var.<br />
<br />
<a href="http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2479" target="_blank">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthr...p?tid=2479</a><br />
<img src="http://www.confi-dent.net/images/uploads/a_132530floss.jpg" border="0" alt="[Resim: a_132530floss.jpg]" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[solüsyonda yenilik]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2534</link>
			<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 17:28:52 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2534</guid>
			<description><![CDATA[CITRASATE adlı türkiyeye yeni gelen bir üründen bahsetmek istiyorum.bu ürün öncelikle diyalizdeki tıkanmayı önleyen,dolayısıyla kan kaybını ortadan kaldıran,diyalizden sonra bulantı,kusma,kasılma ve buna benzer sıkıntıları ortadan kaldırıp rahat bir diyaliz ortamı sağlar.diyalizde tıkanma olmadığı için heparin kullanımı bu üründe %55 oranında diğer solüsyonlardan daha az kullanılmaktadır.buna bağlı olarak katetral kullanımıda %55 oranında azalır.buna bağlı olarakta damar yollarında damar patlamaları olmayacak veya klasik solüsyona göre çok daha az damar patlaması ve şişmeler olacaktır.bu ürünün tüm belgeleri alınmış olup sağlık bakanlığından onaylanmış bir üründür.sizler daha iyi bilirsinizki avrupada ve türkiyede tüm izin ve belgeleri alınmış olsa dahi bu belgeler amerikada geçerli değildir.ancak CITRASATE amerikanın FDI onayını almış ve tüm avrupa ülkelerinde geçerliliği olan ve avrupadaki dağıtıcısı frezenyus firmasıdır.daha geniş bilgi için <a href="http://www.arsolmedical.com" target="_blank">http://www.arsolmedical.com</a> adresini iletişim için info@arsolmedical.com adresini kullanabilirsiniz.elimizden geldiğince tüm detayda yardımcı olmaya çalışırız]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[CITRASATE adlı türkiyeye yeni gelen bir üründen bahsetmek istiyorum.bu ürün öncelikle diyalizdeki tıkanmayı önleyen,dolayısıyla kan kaybını ortadan kaldıran,diyalizden sonra bulantı,kusma,kasılma ve buna benzer sıkıntıları ortadan kaldırıp rahat bir diyaliz ortamı sağlar.diyalizde tıkanma olmadığı için heparin kullanımı bu üründe %55 oranında diğer solüsyonlardan daha az kullanılmaktadır.buna bağlı olarak katetral kullanımıda %55 oranında azalır.buna bağlı olarakta damar yollarında damar patlamaları olmayacak veya klasik solüsyona göre çok daha az damar patlaması ve şişmeler olacaktır.bu ürünün tüm belgeleri alınmış olup sağlık bakanlığından onaylanmış bir üründür.sizler daha iyi bilirsinizki avrupada ve türkiyede tüm izin ve belgeleri alınmış olsa dahi bu belgeler amerikada geçerli değildir.ancak CITRASATE amerikanın FDI onayını almış ve tüm avrupa ülkelerinde geçerliliği olan ve avrupadaki dağıtıcısı frezenyus firmasıdır.daha geniş bilgi için <a href="http://www.arsolmedical.com" target="_blank">http://www.arsolmedical.com</a> adresini iletişim için info@arsolmedical.com adresini kullanabilirsiniz.elimizden geldiğince tüm detayda yardımcı olmaya çalışırız]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hiper tansiyon nedenleri  ve böbrek ilişkisi]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2533</link>
			<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 01:50:24 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2533</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.risalehaber.com/images/news/63459.jpg" border="0" alt="[Resim: 63459.jpg&#93;" /><br />
Yüksek tansiyon (hipertansiyon) te­rimi atardamarlardaki büyük kan basın­cının 150 mmHg (mm cıva basıncı), küçük kan basıncının ise 90 mmHg&#8217;ye eşit ya da daha yüksek olduğu durum­larda kullanılır. Tansiyonu uzun süre­lerle bu değerlerin üstüne çıkan birey­lerde beyin, böbrek, kalp ve damar has­talıklarının daha çok görüldüğü ve ge­nellikle tansiyonu normal olanlara oranla yaşam süresinin daha kısa oldu­ğu kanıtlanmıştır.<br />
Büyük kan basıncı (büyük tansiyon) kaç olursa olsun, küçük kan basıncı (küçük tansiyon) 90 mmHg ya da daha yüksekse sistemik yüksek tansiyon söz konusudur ve tedavi edilmesi gerekir. Son istatistiklere göre normalin üst sını­rına yakın küçük kan basıncının (85-89 mmHg) bile bir risk etkeni olduğu anla­şılmaktadır.<br />
<br />
Küçük (diyastolik) tansiyonun yük­sek olmadığı, yani 90 mmHg&#8217;nin altın­da kaldığı, yalnız büyük (sistolik) tansi­yonun yükseldiği durumlarda sistolik yüksek tansiyon söz konsudur. 70 yaşın altındaki kişilerde küçük tansiyon 90 mmHg&#8217;nin altında kalırken büyük tansi­yon 160 mmHg ve daha yüksekse teda­vi edilmesi gerekir. 70 yaşın üzerinde tedaviyi başlatacak büyük tansiyon de­ğeri 170 mmHg ve daha üstüdür.<br />
Hipertiroidizm, aort kapak yetmez­liği ve atar-toplar damar bağlantılarında büyük tansiyon yüksek olmasına karşın ilaç tedavisi gerekmez. Bu durumlarda asıl hastalık tedavi edilmelidir.Yüksek tansiyon günümüzde hâlâ beyin damarlarındaki tıkanıklık ve ka­namalar açısından başlıca risk faktörü­dür. Ayrıca, kolesterol ve sigara alışkanlığının yanı sıra miyokart enfarktü­sünün başlıca nedenleri arasında yer alır; kalp ve dolaşım yetmezliği olan ki­şilerin yüzde 75&#8242;inde bu hastalıklara ne­den olduğu bildirilmiştir. <span style="font-weight: bold;">Ayrıca tansi­yon yükselmesinin damar duvarında ka­lınlaşma gibi belirgin değişikliklere yol açarak tıkayıcı damar hastalıkları, anev­rizmalar ve böbrek yetmezliği gibi bir dizi doku bozukluklarına neden olduğu kanıtlanmıştır.Son 35 yıl içinde yüksek tansiyonun ilaçla tedavisinde dev adımlar atılmış olmasına karşın, yukarıda belirtilen ol­gular güncelliklerini korumaktadır. </span>Gü­nümüzde fazla yan etkisi olmayan, bu­na karşılık son derece etkili ilaçlar var­dır. Son yıllarda bu tedaviler sonucunda kan basıncının düşürülmesiyle kalp ve damar hastalıklarına yakalanma ve bu hastalıklardan ölme oranının belirgin ölçüde azaldığı kanıtlanmıştr.<br />
<br />
Bu teda­vilerin yüksek tansiyonlu hastaların tedaviden sonraki yaşanılan üzerindeki etkileri incelenmiş ve özellikle felç, kalp ve dolaşım yetmezliği ile böbrek yetmezliğinin ortaya çıkma sıklığının azaldığı, buna karşılık, söz konusu ilaç­ların yüksek tansiyonlu hastada miyo­kart enfarktüsü ya da anjina pektoris gi­bi kalp kasının yeterince kanlanamama-sına bağh hastalıkların önüne geçilme­sinde daha az yararlı oldukları belirlen­miştir.Bu ilerlemelere karşın, en son ista­tistiklerin de doğruladığı gibi, yüksek tansiyon hâlâ ölüme neden olabilmekte­dir. Bunun nedeni bazen hastanın ih­malkârlığı nedeniyle hekim kontrolün­den geçmemesi ve hastalığa tanı kona-mamasıdır. Bazen de tanı konduktan sonra hekimin önerdiği ilaçların gere­ğince kullanılmaması ya da uygun oJ-mayan ilaçların seçilmesi ve daha sık­lıkla muayene edilen kişinin kalp ve da­marlarının yapısı nedeniyle tedavi yetersiz kalır.Kuramsal olarak, daha iyi sonuçlar elde etmek mümkün olduğundan, kalp ve damarlarla ilgili komplikasyonların önlenmesindeki bu başarısızlıklar, sü­rekli bir tedavi uygulamanın gerektiğini vurgular. Yüksek tansiyon tehlikesi olan hastanın doğru saptanması, öte yandan hastaya verilmesi gereken ilaç­ların seçiminde etkili bir düzenleme ya­pılması gerekir.<br />
<br />
NEDENLERİ<br />
<span style="font-weight: bold;">Oluşum mekanizması bakımından iki tür yüksek tansiyon vardır: Birincil ya da esansiyel ve ikincil. Birincil yüksek tansiyonun nedenleri tam olarak bilin­memekle birlikte, hastalığın oluşumun­da kalıtım, ruhsal açıdan çabuk etkile­nen heyecanlı kişilik, şişmanlık gibi ba­zı etkenler saptanmıştır, tkincil yüksek tansiyon aşağıdaki hastalıklardan sonra ortaya çıkabilir: Böbrek dokusu ve böb­rek atardamarlarında yerleşen hastalık­lar (akut ve kronik böbrek iltihabı, poli-kistik böbrek), böbreküstü bezinin ka­buk bölümündeki hastalık nedeniyle kortizon ya da aldesteron hormonları­nın fazla salgılanması sonucu görülen Cushing hastalığı ve Crohn hastalığı, böbreküstü bezinin iç kısmının (medul-la) tümörü (feokromositom), aortun kalpten çıktığı bölgedeki darlığı, kafa içi basıncının artması.Yüksek tansiyonla basınç reaksiyo­nu arasındaki ayrımın da yapılması ge­rekir.</span> Yüksek tansiyon terimi kan ba­sıncının sürekli olarak bazı sınırların üzerinde kaldığım belirtirken, basınç reaksiyonu tansiyonun heyecanlanma ya da kan içine ilaç şırınga edilmesi gi­bi bir uyaran nedeniyle geçici olarak yükselmesidir. Yükselmeye yol açan uyaranın etkisi kaybolunca tansiyon normale döner.<br />
<br />
GÖRÜLME SIKLIĞI<br />
Yüksek tansiyonluların tümü tanı kona­cak biçimde tıbbi kontrolden geçmemiş olduğundan ve yüksek tansiyon değer­lendirme ölçütleri her yerde aynı olma­dığından yüksek tansiyonun dağılımını kesin olarak saptamak olanaksızdır. Hekime başvuran erişkinlerin yaklaşık yüzde 25&#8242;inde yüksek tansiyon vardır ve bunların yüzde 9O&#8217;ı esansiyel (birincil) tiptedir.<br />
<br />
TANI<br />
Tanı konması için kan basıncı 20 dakika dinlenmenin ardından ölçülmelidir; bir­birinden farklı zamanlarda yapılan üç ayrı ölçümde de kan basıncı yüksek çı­kıyorsa yüksek tansiyon tanısı konabilir.<br />
Kan basıncı ölçümlerinde pek çok kısıtlama ve hata olasılığı vardır.<br />
Bunların başında hastanın muayene­ye ve hekime olan tepkisi gelir. Burada tansiyon heyecan nedeniyle tepkisel olarak yükseldiği halde, kişiye yanlış­lıkla yüksek tansiyon tanısı konur.<br />
<br />
Son yıllarda bu yanlışlıklardan ka­çınmak için günlük etkinlikleri engelle­meden kan basıncının otamatik olarak kaydedilmesini sağlayan birçok teknik geliştirilmiş ve uygulanmaya başlamıştır. Böylece elde edilen 24 saatlik tansi­yon değerleri, yüksek tansiyonun or­ganlarda yol açtığı zararları tansiyon aleti ile elde edilen değerlerin ortaya koyamadığı kadar belirgin olarak sergi­ler. Bununla birlikte, kan basıncının di­namik olarak monitörle izlenmesinin tanı açısından üstün olduğuna ilişkin bir kanıt elde edilememiştir. Bu neden­le bu yöntem yalnız bazı seçilmiş yük­sek tansiyon olgulanyla sınırlı kalacak biçimde uygulanmaktadır; bunlar kan basmcı sık sık değişen hastalar, yüksek tansiyon ile organlardaki örselenme arasında bağlantının tam kurulamadığı olgular, sık sık tansiyonu yükselenler ile tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi istenen olgulardır.<br />
Olguların büyük bir bölümünde dik­katli bir ölçümle yüksek tansiyon tehli­kesi olup olmadığı belirlenebilir; gere­kirse hasta kan basıncını evde kendi kendine de ölçebilir.<br />
<br />
İkincil yüksek tansiyonun nedenleri­ni saptayabilmek için genel bir muaye­ne yapılması önemlidir. Özellikle kol ve bacak atardamar nabızlarının kolay­ca alınıp alınamaması, atardamarlardaki nabız vuruş şiddetinin birbirinden farklı olup olmaması, böbrek atardamarları­nın karından stetoskopla iyice dinlen­mesi gereklidir. Ayrıca idrar tahlili ya­pılır ve kanda üre, ürik asit, kreatinin, sodyum ve potasyum gibi elektrolitle­rin düzeyi belirlenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">TEDAVİ</span><br />
Belirti ve yakınmaların az ya da çok ol­masına bakılmaksızın tüm yüksek tan­siyonluları tedavi etmek gerekip gerekmediği tartışması şu çözüme bağlanmış­tır: Küçük kan basıncı 90 mmHg&#8217;nin (mm cıva basmcı) üstünde olan tüm hastaların tansiyonu 85 mmHg düzeyin­de tutulacak biçimde tedavi uygulanma­lıdır.<br />
ikincil yüksek tansiyonda tedavi ön­celikle temelde yatan hastalığın tedavi­sine yöneliktir; birincil yüksek tansi­yonda basıncın kontrol altına alınmasıy­la ve basıncm normale inmesiyle sorun çözülemezse komplikasyonlann tedavi edilmesi gerekir. Birincil yüksek tansi­yonun tedavisinde genel önlemlerin ya­nı sıra ilaç tedavisi uygulanır. Genel ön­lemler kısaca şunlardır: &#8226; Beslenme &#8211; Bazı istatistikler sanayi­leşmiş toplumlarda nüfusun yansından çoğunun fazla kilolu olduğunu göster­mektedir. Bu durum genellikle yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve damar sert-liğiyle birlikte görülür; öte yandan tek başına da kalp ve dolaşım sistemi has­talıkları için bir risk faktörüdür. Bu ne­denle yüksek tansiyonlu, şişman hasta­nın normal kilosuna getirilmesi büyük önem taşır. Hafif ya da orta derecede yüksek tansiyonlu hasta, çoğu zaman yalnızca kilo vererek kan basıncını nor­mal değerlere düşürebilir. Verilen her kilo için diyastolik (küçük) kan basıncı­nın 2-3 mmHg azaldığı saptanmıştır.Özellikle hayvansal kökenli doymuş yağlar (tereyağ, içyağı) az kullanılmalı­dır. Bu maddeler aşırı miktarda alınırsa kandaki kolesterol düzeyi artar; buna bağlı olarak yüksek tansiyon ve öteki kalp ve dolaşım sistemi hastalıklan açı­sından risk yükselir. Sebzeyle beslenen topluluklarda çok az kişide yüksek tan­siyon görüldüğü gözlenmiştir.Besinlerle aşın tuz alımı da engel­lenmelidir. Tuz kendi başına güçlü bir damar büzücüdür ve tansiyonu düzenle­yen bazı sistemleri etkiler. Ama yapılan son araştırmalar tuz kısıtlamasının bü­tün birincil yüksek tansiyon durumla­rında etkili olmadığını göstermektedir. Sonuç olarak tuz kısıtlamasına yanıt ve­ren ve vermeyen birincil yüksek tansi­yon çeşitlerinden söz edilebilir. Son za­manlarda dikkatlerin odaklaştığı bir başka nokta ise potasyumdur. Potas­yumca biraz zengin bir diyetin henüz tam olarak aydınlatılamamış mekaniz­malarla tansiyonu düşürdüğü gözlen­miştir. Kahve de kan basıncında birkaç saat süren 5-20 mmHg&#8217;lik yükselmelere yol açtığından kısıtlı miktarda alınmalı­dır. Aşın alkol alımı da zararlı olabilir, aşın alkol alındığında sempatik sinir sisteminin uyanlmasına bağlı olarak uzun süreli yüksek tansiyon görülür.Sonuçta, yüksek tansiyonlu hasta peynir ve öbür süt ürünleri de içinde ol­mak üzere çok az hayvansal yağ ve tuz tüketmeli, bol meyve ve sebze yemeli­dir. Gerekenden çok kalori almamalı­dır.<br />
&#8226; Hareketsiz yaşamla savaş -<br />
<br />
Yüksek tansiyonlu kişiye önerilen yüzme, yürü­yüş, jogging, bisiklet ve kayak gibi sporlar izotonik tiptedir. İzometrik eg­zersizler (ağırlık kaldırma) önerilmez. Tansiyonu sürekli yüksek olan kişi, önerilen egzersizleri uygularsa, sistolik ve diyastolik kan basıncıyla, kalp atım hızının düştüğünü görecektir.Gevşeme teknikleri &#8211; Sanayileşmiş toplumlarda çok yüksek düzeyde olan ruhsal gerilim tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu nedenle son yıllarda tansiyonun düşmesinde yararlı olduğu saptanan gevşeme tekniklerinin kullanı­mı gündeme gelmiştir.<br />
&#8226; Sigara dumanından uzak durma -Tek bir sigaranın dumanının tansiyonda 15-20 dakika süreyle ani ve birkaç mmHg&#8217;lik yükselmeye yol açtığı kanıt­lanmıştır. Aşırı sigara içen kişinin sü­rekli yüksek tansiyon tehlikesiyle ne öl­çüde karşı karşıya kaldığı kolayca anla­şılabilir.Birincil yüksek tansiyonun tedavi­sinde yalnızca deneyimler sonucunda seçilen bazı ilaçlar kullanılır. Sabit bir tedavi tablosu yeğlenmemekle birlikte, kan basıncını düzenleyen mekanizma­lar hakkında kazanılan bilgilerin yardı­mıyla değişmeyen bir tedavi planının uygulanmaya sokulabileceği düşünül­mektedir.<br />
<br />
Kan basıncını düzenleyen pek çok mekanizma olmasına karşın, en önemli ve uzun süreli etkiyi sağlayan, damarla-nn büzüşmesini ve dolaşımdaki kanın hacmini düzenleyen sistemdir. Kan ba­sıncı kalbin damarlara pompaladığı kan miktan ile-arteriyollerin (küçük atarda­marlar) duvarlarındaki direncin bir ürü­nüdür. Bu düzenleme sisteminde, böb­rekte ve böbreküstü bezinin kabuk bö­lümünde odaklasan iki merkez vardır. Bunlann arasındaki dengenin bozulma­sı iki farklı mekanizmayla yüksek tansi­yona yol açar ve uygulanması gerekli tedavi her iki durumda farklıdır. Bunla­rın aynı anda etkili olması ise daha kar­maşık bir yüksek tansiyon biçimine ne­den olur. Yüksek tansiyon, vücutta aşın su ve sodyum tutulmasına bağlı anor­mal bir sıvı birikiminden kaynaklanı­yorsa; tedavide idrar söktürücü ilaçlar kullanılır; yüksek tansiyon damar bü­züşmesine bağlıysa, bunu önlemeye, çözmeye yönelik ilaçlar öncelik kaza­nır. Ara biçimlerde ise her iki tür ilaç birden kullanılır.<br />
Tansiyonun düşürülmesi gereken bazı özel durumlan da ele alalım<br />
<br />
&#8226; Yüksek tansiyon ve yaşlılar &#8211; Bir zamanlar yaşlılarda doğal bir olgu ola­rak kabul edilmiş olsa da, yüksek tansi­yon damarlardaki yaşlılığa özgü deği­şiklikleri hızlandırır. Yaşlılarda sürekli ve sabit yüksek tansiyonun etkilerinin en çok görüldüğü organlar beyin, göz, kalp ve böbrektir. Damar sistemindeki değişikliklere bağlı olarak bu organlar­da işlev bozukluğu görülür. Vücutta güç harcadıktan sonra ortaya çıkan de­ğişiklikleri değerlendirirken, tansiyonun aynı koşullarda sağlıklı kişilerde de yükseldiği unutulmamalıdır. Yaşlı has­taların tedavisinde amaç, sistolik kan basıncının 170 mmHg&#8217;nin, diyastolik kan basıncının ise 90 mmHg&#8217;nin altına düşürülmesidir. Yaşlılarda tedavi, başka hastalıkların da varlığı nedeniyle genç­lere göre daha zordur.<br />
Ani tansiyon düşüşleri beyin dolaşı­mında zaten var olan yetmezliği kötü-leştirdiğinden, bu durumun önlenmesi gerekir. Tedavinin aşamalı ve &#8220;yumu-şak&#8221; bir tansiyon düşürücüyle başlanıp sürdürülmesi önerilir.<br />
Yaşlılarda yalnızca sistolik tansiyo­nun yükselmesi de sık görülür. Sistolik tansiyon yaşla birlikte yükselir.<br />
<br />
Bu du­rum, aortun ve başlıca atardamarların esnekliğinin azalmasına ya da yok ol­masına bağlıdır. Yaşlılarda sistolik kan basıncı 170 mmHg&#8217;nin üstünde, diyas­tolik basınç 90 mmHg&#8217;nin altında ise başlangıçta olabildiğince düşük dozda idrar söktürücülerle tedaviye başlamak gerekir.<br />
&#8226; Yüksek tansiyon ve şeker hastalığı-Yüksek tansiyon şeker hastalarında, şe­ker hastalığı olmayanlara oranla iki kat sık görülür. Erişkin tip şeker hastalığı olanlarda yüksek tansiyonu açıklamak için birçok varsayım ortaya atılmıştır. Şişmanlık her iki hastalıkta da görülür. Şeker hastalarında tansiyonun kontrol altında tutulması böbrekteki örselenme-yi yavaşlatır ve hastalığın gidişini dü­zeltir.<br />
<br />
&#8226; Yüksek tansiyon ve gebelik &#8211; Gebelikte yüksek tansiyon tek basma ya da gebelik eklampsisi tablosunda vücutta sıvı birikimiyle birlikte ortaya çıkabilir. Bu durumun özellikle dölüt için olum­suz sonuçlan olacağından, tansiyonun dikkatle kontrol altında tutulması gere­kir.<br />
&#8226; Yüksek tansiyon ve çocukluk &#8211; Ço­cuklukta yüksek tansiyon oldukça en­der görülür. Tansiyonun normal değer­lerin dışında olması iç salgı hastalıkları­nı, böbrek hastalıklarını ve aort damarı darlığını düşündürmelidir; ruhsal ne­denler ya da yanlış ölçüm gibi teknik nedenler de rol oynayabilir. Genellikle sorun kilo vermeyle düzelirse de, ço­cuklarda ve gençlerde görülen yüksek tansiyon olgularının çok büyük bir bö­lümünde sorunun başka bir hastalıktan kaynaklandığı ve bu nedenle tanıya yö­nelik bir araştırma ve özgül bir tedavi gerektiği unutulmamalıdır. &#8226; Yüksek tansiyon ve böbrek yet­mezliği &#8211; Böbrek hastalığının ağırlaş­masını önlemek için tansiyonun dene­tim altında tutulması gereklidir. Hekim tansiyonu düşürecek ilaçları seçerken ve dozlarım ayarlarken dikkatli olmalı ve böbrek işlevleri üzerinde olumsuz etkisi olacak maddeleri kullanmaktan kaçınmalıdır.<br />
<br />
TEDAVİNİN, SURESİ<br />
Tansiyonun düşürülmesi gereken en düşük nokta tartışılmaktadır. Son çalış­malar tansiyonun 85 mmHg&#8217;den daha aşağı düşürüldüğünde miyokart enfark­tüsü nedeniyle ölüm tehlikesinin arttı­ğını belirtmektedir. Bu olay 55 yaşın üstünde ve sigara içen erkeklerde daha belirgin görünse de, tansiyonu düşüren tedavinin tipiyle bağlantılı değildir. Bu varsayım üzerinde farklı görüşler ileri sürülmektedir; hatta, bazılarına göre bunun bilimsel bir temeli yoktur, ula­şılması gereken tansiyon düzeyi, yan etkilerin ya da hastalığa bağlı olan be­lirtilerin ortaya çıkmadığı en düşük düzeydır.<br />
Hekimin karar vermek zorunda kal­dığı bir sorun da tedavinin süresidir. Genel olarak tedavi yaşamboyu sürme­lidir. Genellikle ilacm kesilmesinin ar­dından hemen tüm hastalarda tedaviden önceki tansiyon değerlerine dönüş izle­nir. Bununla birlikte, tansiyonun dene­tim altında tutulduğu uzun bir dönem­den sonra, temkini elden bırakmadan, kullanılan ilaçların dozu ya da sayısı azaltılabilir.<br />
<br />
SONUÇLAR<br />
Tansiyonu düşürmeye yönelik tedavinin başarısız olması, ilaçların uygun olma­yışından çok, hastanın tedaviye yeterin­ce uymaması ya da gerçekçi tedavi he­definin saptanıp kararlılıkla bu hedefe ulaşılmaya çaJışılmamasından kaynak­lanır.<br />
Günümüzde kullanılan tansiyon ilaçlarının farklı etkileri ve etki meka­nizmaları vardır. Böylece hastaların hemen tümünde tansiyonun normale düşürülmesi mümkün olur. Yüksek tansiyonun nedenlerine ilişkin bilgiler hangi ilacın ya da hangi ilaçların bir arada kullanılmasının daha etkili ola­bileceğini saptamak için yeterli değil­dir. Bunun sonucunda yüksek tansiyo­nun tedavisi deneyime dayanır ve et­kili bir tedavi programı karmaşık ola­bilir.İlaçların birlikte kullanımı, farklı dozajları olması, tedavinin uzun sürme­si ve büyük bir olasılıkla pahalı olması nedeniyle çoğu zaman etkili bir tansi­yon tedavisini uzun zaman sürdürmek güç olabilir.<br />
<br />
Erken tam ve tedaviye zaman geçirmeden başlamak çok Önemlidir; orta derecede yüksek tansiyonu olan, kalp ve dolaşım sistemi komplikasyonları olmayan hastalar basit tedavi program­larıyla çok daha kolay denetim altına alınır.Son olarak, hastaya uzun süren te­davinin ne kadar önemli olduğu anlatıl­malıdır; hastanın bilgilendirilmesi, özellikle belirtilerin görülmediği kronik hastalarda çok Önemlidir. Bu hastalar kendilerini iyi hissetseler de yüksek risk taşıdıklarını ve ilaçlarını sürekli ve düzenli alırlarsa riskin çok azalacağını bilmelidirler.Öte yandan hastalıkları ya da teda­vileriyle ilgili olarak nevrotik davran­mamaları gerekir. Ayrıca hastanın evde tek başına tansiyonunu Ölçmeyi öğren­mesi de gerekir; böylece tansiyon teda­visini sürdürmesi kolaylaşır.Birincil ya da esansiyel yüksek tansiyon<br />
Nedenin belirlenemediği durumlarda yüksek tansiyon böyle adlandırılır. Yüksek tansiyonlu hastaların çoğunluğunda (yüzde 85-90) görülür. Belirgin ailevi özelli­ği vardır; çevresel, sinirsel, hormonal ve damarlarla ilgili etkenlerin de farklı öl­çüde etkisi olabilirse de, bunlardan hiçbirinin kesin sorumlu olduğu kanıtlanma­mıştır. Öteki etkenler arasında aşırı tuz alımı, duygusal gerginlik ve şişmanlık yer alır. Bu etkenlerin kalıtsal yatkınlığı olan kişilerde yüksek tansiyonun ortaya çıkmasına neden olduğu ya da önceden var olan yüksek tansiyonu ağırlaştırdığı sanılmaktadır.<br />
<br />
İkincil yüksek tansiyon<br />
Başka bir hastalık tansiyonun yükselmesine neden olur. Yüksek tansiyona neden olan hastalıklar şunlardır:<br />
<br />
&#8226; Böbrekteki iltihaplar (glomerülonefrit, piyelonefrit). Renovasküler yüksek tansiyon böbrek atardamarının daralmasına ve buna bağlı olarak böbreğe giden kan akımının azalmasına bağlıdır. Bunun sonucunda böbrekte renin hormonunun yapımı ve salgılanması artar, bu da anjiyotensini etkinleştirerek yüksek tansiyo­na yol açar.&#8226; îç salgı hastalıkları. Bazı tiroit bezi hastalıkları orta derece yüksek tansiyona yol açar. Özellikle bazı böbreküstü bezi hastalıklarında da (feokromositom, Cus-hİng hastalığı, hiperaldosteronizm) yüksek tansiyon görülür.&#8226; Sinir sistemi hastalıkları. Bazı beyin tümörleri yüksek tansiyona yol açabilir­ler.<br />
<br />
&#8226; Arteriyoskleroz (damar sertliği). Yüksek tansiyon sonucunda oluşabilmesinin yanı sıra, yüksek tansiyonun nedeni de olabilir. Özellikle böbrek atardamarının daralması renovasküler yüksek tansiyona, büyük atardamarlardaki sertleşme de sistolik yüksek tansiyona yol açar. Bazı ilaçların (kortikosteroitler, doğum kont­rol hapları) ya da besinlerin (meyankökü) alınması da yüksek tansiyona yol açar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Kan basıncını belirleyen başlıca etkenler:</span><br />
Kan basıncı birbiriyle ilişkili birçok etkenin dengesinden kaynaklanır. Kan basıncını kalp, damarlar ve kan kütlesi belirler. Basıncı düzenleyen etkenler bunların üzerinde etki gösterir.Geniş anlamda basmç, belirli bir zaman biriminde kalbin sol karıncığın­dan pompalanan kan hacminden ve çevrel damarların kan akımına karşı direncinden kaynaklanır. Kalbin atımı, kalp kasının kasılma gücü ve kalp atim hızına bağlıdır.Damarın direnci çapıyla ters orantılıdır. Bu nedenle basınç büyük Ölçüde çevrel arteriyollerin (küçük atardamarlar) büzüşmesinden kaynaklanır. Basıncı düzenleyen etkenler en başta çevrel arteriyoller üzerinde etkili olurlar.Çevrel direncin artmasında kanın akışkanlığının az da olsa önemi vardır. Kanın akışkanlığı azalınca (sıklıkla alyuvar sayısının artışı nedeniyle) damar çaplan aym kalsa da direnç artar.<br />
<br />
Kanın akışkanlığı suyunkinden 2,5kat azdır. Kan hacmi kan basıncını belirleyen başka bir etkendir.. Plazma hacmindeki artma ya da azalma, uygun bir biçimde dengelenmezse kan basıncında değişikliklere yol açar.<br />
<br />
alintidir.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;">Admin notu : </span><br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
Böbrek yetmezliğin baş sebeblerinden biri olan tansiyon öncelikle stres,üzüntü,sinir,yanlış beslenme gibi v.s sebeblerden oluşmaktadır.Bu konunu hasta tarafindan kendi yaşamında irdelenmesi,çözülemeyen tansiyon sorunların sadece ilaçla deneme yanılma yöntemiyle değil bu makaledede olduğu gibi böbrek damarlarindan , yaşam tarzına kadar pek çok etmen araştırmalı böbrek ve kronik yetmezlikle ilişkisi iyice anlaşılmalıdır.<br />
Özellikle düzenli stres öfke negatif zararli duyguların insan hayatından çıkarılması hayati önem taşımaktadır.Bu yüzden kişi yaşam tarzını ve düşünce biçimini sorgulamalı mutlaka iyileşmek ve tansiyonun kontrol altina almak için egsersiz , doğru beslenme , doğru  nefes gibi faktörleri dikkate almali bilinçkenmelidir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.risalehaber.com/images/news/63459.jpg" border="0" alt="[Resim: 63459.jpg]" /><br />
Yüksek tansiyon (hipertansiyon) te­rimi atardamarlardaki büyük kan basın­cının 150 mmHg (mm cıva basıncı), küçük kan basıncının ise 90 mmHg&#8217;ye eşit ya da daha yüksek olduğu durum­larda kullanılır. Tansiyonu uzun süre­lerle bu değerlerin üstüne çıkan birey­lerde beyin, böbrek, kalp ve damar has­talıklarının daha çok görüldüğü ve ge­nellikle tansiyonu normal olanlara oranla yaşam süresinin daha kısa oldu­ğu kanıtlanmıştır.<br />
Büyük kan basıncı (büyük tansiyon) kaç olursa olsun, küçük kan basıncı (küçük tansiyon) 90 mmHg ya da daha yüksekse sistemik yüksek tansiyon söz konusudur ve tedavi edilmesi gerekir. Son istatistiklere göre normalin üst sını­rına yakın küçük kan basıncının (85-89 mmHg) bile bir risk etkeni olduğu anla­şılmaktadır.<br />
<br />
Küçük (diyastolik) tansiyonun yük­sek olmadığı, yani 90 mmHg&#8217;nin altın­da kaldığı, yalnız büyük (sistolik) tansi­yonun yükseldiği durumlarda sistolik yüksek tansiyon söz konsudur. 70 yaşın altındaki kişilerde küçük tansiyon 90 mmHg&#8217;nin altında kalırken büyük tansi­yon 160 mmHg ve daha yüksekse teda­vi edilmesi gerekir. 70 yaşın üzerinde tedaviyi başlatacak büyük tansiyon de­ğeri 170 mmHg ve daha üstüdür.<br />
Hipertiroidizm, aort kapak yetmez­liği ve atar-toplar damar bağlantılarında büyük tansiyon yüksek olmasına karşın ilaç tedavisi gerekmez. Bu durumlarda asıl hastalık tedavi edilmelidir.Yüksek tansiyon günümüzde hâlâ beyin damarlarındaki tıkanıklık ve ka­namalar açısından başlıca risk faktörü­dür. Ayrıca, kolesterol ve sigara alışkanlığının yanı sıra miyokart enfarktü­sünün başlıca nedenleri arasında yer alır; kalp ve dolaşım yetmezliği olan ki­şilerin yüzde 75&#8242;inde bu hastalıklara ne­den olduğu bildirilmiştir. <span style="font-weight: bold;">Ayrıca tansi­yon yükselmesinin damar duvarında ka­lınlaşma gibi belirgin değişikliklere yol açarak tıkayıcı damar hastalıkları, anev­rizmalar ve böbrek yetmezliği gibi bir dizi doku bozukluklarına neden olduğu kanıtlanmıştır.Son 35 yıl içinde yüksek tansiyonun ilaçla tedavisinde dev adımlar atılmış olmasına karşın, yukarıda belirtilen ol­gular güncelliklerini korumaktadır. </span>Gü­nümüzde fazla yan etkisi olmayan, bu­na karşılık son derece etkili ilaçlar var­dır. Son yıllarda bu tedaviler sonucunda kan basıncının düşürülmesiyle kalp ve damar hastalıklarına yakalanma ve bu hastalıklardan ölme oranının belirgin ölçüde azaldığı kanıtlanmıştr.<br />
<br />
Bu teda­vilerin yüksek tansiyonlu hastaların tedaviden sonraki yaşanılan üzerindeki etkileri incelenmiş ve özellikle felç, kalp ve dolaşım yetmezliği ile böbrek yetmezliğinin ortaya çıkma sıklığının azaldığı, buna karşılık, söz konusu ilaç­ların yüksek tansiyonlu hastada miyo­kart enfarktüsü ya da anjina pektoris gi­bi kalp kasının yeterince kanlanamama-sına bağh hastalıkların önüne geçilme­sinde daha az yararlı oldukları belirlen­miştir.Bu ilerlemelere karşın, en son ista­tistiklerin de doğruladığı gibi, yüksek tansiyon hâlâ ölüme neden olabilmekte­dir. Bunun nedeni bazen hastanın ih­malkârlığı nedeniyle hekim kontrolün­den geçmemesi ve hastalığa tanı kona-mamasıdır. Bazen de tanı konduktan sonra hekimin önerdiği ilaçların gere­ğince kullanılmaması ya da uygun oJ-mayan ilaçların seçilmesi ve daha sık­lıkla muayene edilen kişinin kalp ve da­marlarının yapısı nedeniyle tedavi yetersiz kalır.Kuramsal olarak, daha iyi sonuçlar elde etmek mümkün olduğundan, kalp ve damarlarla ilgili komplikasyonların önlenmesindeki bu başarısızlıklar, sü­rekli bir tedavi uygulamanın gerektiğini vurgular. Yüksek tansiyon tehlikesi olan hastanın doğru saptanması, öte yandan hastaya verilmesi gereken ilaç­ların seçiminde etkili bir düzenleme ya­pılması gerekir.<br />
<br />
NEDENLERİ<br />
<span style="font-weight: bold;">Oluşum mekanizması bakımından iki tür yüksek tansiyon vardır: Birincil ya da esansiyel ve ikincil. Birincil yüksek tansiyonun nedenleri tam olarak bilin­memekle birlikte, hastalığın oluşumun­da kalıtım, ruhsal açıdan çabuk etkile­nen heyecanlı kişilik, şişmanlık gibi ba­zı etkenler saptanmıştır, tkincil yüksek tansiyon aşağıdaki hastalıklardan sonra ortaya çıkabilir: Böbrek dokusu ve böb­rek atardamarlarında yerleşen hastalık­lar (akut ve kronik böbrek iltihabı, poli-kistik böbrek), böbreküstü bezinin ka­buk bölümündeki hastalık nedeniyle kortizon ya da aldesteron hormonları­nın fazla salgılanması sonucu görülen Cushing hastalığı ve Crohn hastalığı, böbreküstü bezinin iç kısmının (medul-la) tümörü (feokromositom), aortun kalpten çıktığı bölgedeki darlığı, kafa içi basıncının artması.Yüksek tansiyonla basınç reaksiyo­nu arasındaki ayrımın da yapılması ge­rekir.</span> Yüksek tansiyon terimi kan ba­sıncının sürekli olarak bazı sınırların üzerinde kaldığım belirtirken, basınç reaksiyonu tansiyonun heyecanlanma ya da kan içine ilaç şırınga edilmesi gi­bi bir uyaran nedeniyle geçici olarak yükselmesidir. Yükselmeye yol açan uyaranın etkisi kaybolunca tansiyon normale döner.<br />
<br />
GÖRÜLME SIKLIĞI<br />
Yüksek tansiyonluların tümü tanı kona­cak biçimde tıbbi kontrolden geçmemiş olduğundan ve yüksek tansiyon değer­lendirme ölçütleri her yerde aynı olma­dığından yüksek tansiyonun dağılımını kesin olarak saptamak olanaksızdır. Hekime başvuran erişkinlerin yaklaşık yüzde 25&#8242;inde yüksek tansiyon vardır ve bunların yüzde 9O&#8217;ı esansiyel (birincil) tiptedir.<br />
<br />
TANI<br />
Tanı konması için kan basıncı 20 dakika dinlenmenin ardından ölçülmelidir; bir­birinden farklı zamanlarda yapılan üç ayrı ölçümde de kan basıncı yüksek çı­kıyorsa yüksek tansiyon tanısı konabilir.<br />
Kan basıncı ölçümlerinde pek çok kısıtlama ve hata olasılığı vardır.<br />
Bunların başında hastanın muayene­ye ve hekime olan tepkisi gelir. Burada tansiyon heyecan nedeniyle tepkisel olarak yükseldiği halde, kişiye yanlış­lıkla yüksek tansiyon tanısı konur.<br />
<br />
Son yıllarda bu yanlışlıklardan ka­çınmak için günlük etkinlikleri engelle­meden kan basıncının otamatik olarak kaydedilmesini sağlayan birçok teknik geliştirilmiş ve uygulanmaya başlamıştır. Böylece elde edilen 24 saatlik tansi­yon değerleri, yüksek tansiyonun or­ganlarda yol açtığı zararları tansiyon aleti ile elde edilen değerlerin ortaya koyamadığı kadar belirgin olarak sergi­ler. Bununla birlikte, kan basıncının di­namik olarak monitörle izlenmesinin tanı açısından üstün olduğuna ilişkin bir kanıt elde edilememiştir. Bu neden­le bu yöntem yalnız bazı seçilmiş yük­sek tansiyon olgulanyla sınırlı kalacak biçimde uygulanmaktadır; bunlar kan basmcı sık sık değişen hastalar, yüksek tansiyon ile organlardaki örselenme arasında bağlantının tam kurulamadığı olgular, sık sık tansiyonu yükselenler ile tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi istenen olgulardır.<br />
Olguların büyük bir bölümünde dik­katli bir ölçümle yüksek tansiyon tehli­kesi olup olmadığı belirlenebilir; gere­kirse hasta kan basıncını evde kendi kendine de ölçebilir.<br />
<br />
İkincil yüksek tansiyonun nedenleri­ni saptayabilmek için genel bir muaye­ne yapılması önemlidir. Özellikle kol ve bacak atardamar nabızlarının kolay­ca alınıp alınamaması, atardamarlardaki nabız vuruş şiddetinin birbirinden farklı olup olmaması, böbrek atardamarları­nın karından stetoskopla iyice dinlen­mesi gereklidir. Ayrıca idrar tahlili ya­pılır ve kanda üre, ürik asit, kreatinin, sodyum ve potasyum gibi elektrolitle­rin düzeyi belirlenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">TEDAVİ</span><br />
Belirti ve yakınmaların az ya da çok ol­masına bakılmaksızın tüm yüksek tan­siyonluları tedavi etmek gerekip gerekmediği tartışması şu çözüme bağlanmış­tır: Küçük kan basıncı 90 mmHg&#8217;nin (mm cıva basmcı) üstünde olan tüm hastaların tansiyonu 85 mmHg düzeyin­de tutulacak biçimde tedavi uygulanma­lıdır.<br />
ikincil yüksek tansiyonda tedavi ön­celikle temelde yatan hastalığın tedavi­sine yöneliktir; birincil yüksek tansi­yonda basıncın kontrol altına alınmasıy­la ve basıncm normale inmesiyle sorun çözülemezse komplikasyonlann tedavi edilmesi gerekir. Birincil yüksek tansi­yonun tedavisinde genel önlemlerin ya­nı sıra ilaç tedavisi uygulanır. Genel ön­lemler kısaca şunlardır: &#8226; Beslenme &#8211; Bazı istatistikler sanayi­leşmiş toplumlarda nüfusun yansından çoğunun fazla kilolu olduğunu göster­mektedir. Bu durum genellikle yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve damar sert-liğiyle birlikte görülür; öte yandan tek başına da kalp ve dolaşım sistemi has­talıkları için bir risk faktörüdür. Bu ne­denle yüksek tansiyonlu, şişman hasta­nın normal kilosuna getirilmesi büyük önem taşır. Hafif ya da orta derecede yüksek tansiyonlu hasta, çoğu zaman yalnızca kilo vererek kan basıncını nor­mal değerlere düşürebilir. Verilen her kilo için diyastolik (küçük) kan basıncı­nın 2-3 mmHg azaldığı saptanmıştır.Özellikle hayvansal kökenli doymuş yağlar (tereyağ, içyağı) az kullanılmalı­dır. Bu maddeler aşırı miktarda alınırsa kandaki kolesterol düzeyi artar; buna bağlı olarak yüksek tansiyon ve öteki kalp ve dolaşım sistemi hastalıklan açı­sından risk yükselir. Sebzeyle beslenen topluluklarda çok az kişide yüksek tan­siyon görüldüğü gözlenmiştir.Besinlerle aşın tuz alımı da engel­lenmelidir. Tuz kendi başına güçlü bir damar büzücüdür ve tansiyonu düzenle­yen bazı sistemleri etkiler. Ama yapılan son araştırmalar tuz kısıtlamasının bü­tün birincil yüksek tansiyon durumla­rında etkili olmadığını göstermektedir. Sonuç olarak tuz kısıtlamasına yanıt ve­ren ve vermeyen birincil yüksek tansi­yon çeşitlerinden söz edilebilir. Son za­manlarda dikkatlerin odaklaştığı bir başka nokta ise potasyumdur. Potas­yumca biraz zengin bir diyetin henüz tam olarak aydınlatılamamış mekaniz­malarla tansiyonu düşürdüğü gözlen­miştir. Kahve de kan basıncında birkaç saat süren 5-20 mmHg&#8217;lik yükselmelere yol açtığından kısıtlı miktarda alınmalı­dır. Aşın alkol alımı da zararlı olabilir, aşın alkol alındığında sempatik sinir sisteminin uyanlmasına bağlı olarak uzun süreli yüksek tansiyon görülür.Sonuçta, yüksek tansiyonlu hasta peynir ve öbür süt ürünleri de içinde ol­mak üzere çok az hayvansal yağ ve tuz tüketmeli, bol meyve ve sebze yemeli­dir. Gerekenden çok kalori almamalı­dır.<br />
&#8226; Hareketsiz yaşamla savaş -<br />
<br />
Yüksek tansiyonlu kişiye önerilen yüzme, yürü­yüş, jogging, bisiklet ve kayak gibi sporlar izotonik tiptedir. İzometrik eg­zersizler (ağırlık kaldırma) önerilmez. Tansiyonu sürekli yüksek olan kişi, önerilen egzersizleri uygularsa, sistolik ve diyastolik kan basıncıyla, kalp atım hızının düştüğünü görecektir.Gevşeme teknikleri &#8211; Sanayileşmiş toplumlarda çok yüksek düzeyde olan ruhsal gerilim tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu nedenle son yıllarda tansiyonun düşmesinde yararlı olduğu saptanan gevşeme tekniklerinin kullanı­mı gündeme gelmiştir.<br />
&#8226; Sigara dumanından uzak durma -Tek bir sigaranın dumanının tansiyonda 15-20 dakika süreyle ani ve birkaç mmHg&#8217;lik yükselmeye yol açtığı kanıt­lanmıştır. Aşırı sigara içen kişinin sü­rekli yüksek tansiyon tehlikesiyle ne öl­çüde karşı karşıya kaldığı kolayca anla­şılabilir.Birincil yüksek tansiyonun tedavi­sinde yalnızca deneyimler sonucunda seçilen bazı ilaçlar kullanılır. Sabit bir tedavi tablosu yeğlenmemekle birlikte, kan basıncını düzenleyen mekanizma­lar hakkında kazanılan bilgilerin yardı­mıyla değişmeyen bir tedavi planının uygulanmaya sokulabileceği düşünül­mektedir.<br />
<br />
Kan basıncını düzenleyen pek çok mekanizma olmasına karşın, en önemli ve uzun süreli etkiyi sağlayan, damarla-nn büzüşmesini ve dolaşımdaki kanın hacmini düzenleyen sistemdir. Kan ba­sıncı kalbin damarlara pompaladığı kan miktan ile-arteriyollerin (küçük atarda­marlar) duvarlarındaki direncin bir ürü­nüdür. Bu düzenleme sisteminde, böb­rekte ve böbreküstü bezinin kabuk bö­lümünde odaklasan iki merkez vardır. Bunlann arasındaki dengenin bozulma­sı iki farklı mekanizmayla yüksek tansi­yona yol açar ve uygulanması gerekli tedavi her iki durumda farklıdır. Bunla­rın aynı anda etkili olması ise daha kar­maşık bir yüksek tansiyon biçimine ne­den olur. Yüksek tansiyon, vücutta aşın su ve sodyum tutulmasına bağlı anor­mal bir sıvı birikiminden kaynaklanı­yorsa; tedavide idrar söktürücü ilaçlar kullanılır; yüksek tansiyon damar bü­züşmesine bağlıysa, bunu önlemeye, çözmeye yönelik ilaçlar öncelik kaza­nır. Ara biçimlerde ise her iki tür ilaç birden kullanılır.<br />
Tansiyonun düşürülmesi gereken bazı özel durumlan da ele alalım<br />
<br />
&#8226; Yüksek tansiyon ve yaşlılar &#8211; Bir zamanlar yaşlılarda doğal bir olgu ola­rak kabul edilmiş olsa da, yüksek tansi­yon damarlardaki yaşlılığa özgü deği­şiklikleri hızlandırır. Yaşlılarda sürekli ve sabit yüksek tansiyonun etkilerinin en çok görüldüğü organlar beyin, göz, kalp ve böbrektir. Damar sistemindeki değişikliklere bağlı olarak bu organlar­da işlev bozukluğu görülür. Vücutta güç harcadıktan sonra ortaya çıkan de­ğişiklikleri değerlendirirken, tansiyonun aynı koşullarda sağlıklı kişilerde de yükseldiği unutulmamalıdır. Yaşlı has­taların tedavisinde amaç, sistolik kan basıncının 170 mmHg&#8217;nin, diyastolik kan basıncının ise 90 mmHg&#8217;nin altına düşürülmesidir. Yaşlılarda tedavi, başka hastalıkların da varlığı nedeniyle genç­lere göre daha zordur.<br />
Ani tansiyon düşüşleri beyin dolaşı­mında zaten var olan yetmezliği kötü-leştirdiğinden, bu durumun önlenmesi gerekir. Tedavinin aşamalı ve &#8220;yumu-şak&#8221; bir tansiyon düşürücüyle başlanıp sürdürülmesi önerilir.<br />
Yaşlılarda yalnızca sistolik tansiyo­nun yükselmesi de sık görülür. Sistolik tansiyon yaşla birlikte yükselir.<br />
<br />
Bu du­rum, aortun ve başlıca atardamarların esnekliğinin azalmasına ya da yok ol­masına bağlıdır. Yaşlılarda sistolik kan basıncı 170 mmHg&#8217;nin üstünde, diyas­tolik basınç 90 mmHg&#8217;nin altında ise başlangıçta olabildiğince düşük dozda idrar söktürücülerle tedaviye başlamak gerekir.<br />
&#8226; Yüksek tansiyon ve şeker hastalığı-Yüksek tansiyon şeker hastalarında, şe­ker hastalığı olmayanlara oranla iki kat sık görülür. Erişkin tip şeker hastalığı olanlarda yüksek tansiyonu açıklamak için birçok varsayım ortaya atılmıştır. Şişmanlık her iki hastalıkta da görülür. Şeker hastalarında tansiyonun kontrol altında tutulması böbrekteki örselenme-yi yavaşlatır ve hastalığın gidişini dü­zeltir.<br />
<br />
&#8226; Yüksek tansiyon ve gebelik &#8211; Gebelikte yüksek tansiyon tek basma ya da gebelik eklampsisi tablosunda vücutta sıvı birikimiyle birlikte ortaya çıkabilir. Bu durumun özellikle dölüt için olum­suz sonuçlan olacağından, tansiyonun dikkatle kontrol altında tutulması gere­kir.<br />
&#8226; Yüksek tansiyon ve çocukluk &#8211; Ço­cuklukta yüksek tansiyon oldukça en­der görülür. Tansiyonun normal değer­lerin dışında olması iç salgı hastalıkları­nı, böbrek hastalıklarını ve aort damarı darlığını düşündürmelidir; ruhsal ne­denler ya da yanlış ölçüm gibi teknik nedenler de rol oynayabilir. Genellikle sorun kilo vermeyle düzelirse de, ço­cuklarda ve gençlerde görülen yüksek tansiyon olgularının çok büyük bir bö­lümünde sorunun başka bir hastalıktan kaynaklandığı ve bu nedenle tanıya yö­nelik bir araştırma ve özgül bir tedavi gerektiği unutulmamalıdır. &#8226; Yüksek tansiyon ve böbrek yet­mezliği &#8211; Böbrek hastalığının ağırlaş­masını önlemek için tansiyonun dene­tim altında tutulması gereklidir. Hekim tansiyonu düşürecek ilaçları seçerken ve dozlarım ayarlarken dikkatli olmalı ve böbrek işlevleri üzerinde olumsuz etkisi olacak maddeleri kullanmaktan kaçınmalıdır.<br />
<br />
TEDAVİNİN, SURESİ<br />
Tansiyonun düşürülmesi gereken en düşük nokta tartışılmaktadır. Son çalış­malar tansiyonun 85 mmHg&#8217;den daha aşağı düşürüldüğünde miyokart enfark­tüsü nedeniyle ölüm tehlikesinin arttı­ğını belirtmektedir. Bu olay 55 yaşın üstünde ve sigara içen erkeklerde daha belirgin görünse de, tansiyonu düşüren tedavinin tipiyle bağlantılı değildir. Bu varsayım üzerinde farklı görüşler ileri sürülmektedir; hatta, bazılarına göre bunun bilimsel bir temeli yoktur, ula­şılması gereken tansiyon düzeyi, yan etkilerin ya da hastalığa bağlı olan be­lirtilerin ortaya çıkmadığı en düşük düzeydır.<br />
Hekimin karar vermek zorunda kal­dığı bir sorun da tedavinin süresidir. Genel olarak tedavi yaşamboyu sürme­lidir. Genellikle ilacm kesilmesinin ar­dından hemen tüm hastalarda tedaviden önceki tansiyon değerlerine dönüş izle­nir. Bununla birlikte, tansiyonun dene­tim altında tutulduğu uzun bir dönem­den sonra, temkini elden bırakmadan, kullanılan ilaçların dozu ya da sayısı azaltılabilir.<br />
<br />
SONUÇLAR<br />
Tansiyonu düşürmeye yönelik tedavinin başarısız olması, ilaçların uygun olma­yışından çok, hastanın tedaviye yeterin­ce uymaması ya da gerçekçi tedavi he­definin saptanıp kararlılıkla bu hedefe ulaşılmaya çaJışılmamasından kaynak­lanır.<br />
Günümüzde kullanılan tansiyon ilaçlarının farklı etkileri ve etki meka­nizmaları vardır. Böylece hastaların hemen tümünde tansiyonun normale düşürülmesi mümkün olur. Yüksek tansiyonun nedenlerine ilişkin bilgiler hangi ilacın ya da hangi ilaçların bir arada kullanılmasının daha etkili ola­bileceğini saptamak için yeterli değil­dir. Bunun sonucunda yüksek tansiyo­nun tedavisi deneyime dayanır ve et­kili bir tedavi programı karmaşık ola­bilir.İlaçların birlikte kullanımı, farklı dozajları olması, tedavinin uzun sürme­si ve büyük bir olasılıkla pahalı olması nedeniyle çoğu zaman etkili bir tansi­yon tedavisini uzun zaman sürdürmek güç olabilir.<br />
<br />
Erken tam ve tedaviye zaman geçirmeden başlamak çok Önemlidir; orta derecede yüksek tansiyonu olan, kalp ve dolaşım sistemi komplikasyonları olmayan hastalar basit tedavi program­larıyla çok daha kolay denetim altına alınır.Son olarak, hastaya uzun süren te­davinin ne kadar önemli olduğu anlatıl­malıdır; hastanın bilgilendirilmesi, özellikle belirtilerin görülmediği kronik hastalarda çok Önemlidir. Bu hastalar kendilerini iyi hissetseler de yüksek risk taşıdıklarını ve ilaçlarını sürekli ve düzenli alırlarsa riskin çok azalacağını bilmelidirler.Öte yandan hastalıkları ya da teda­vileriyle ilgili olarak nevrotik davran­mamaları gerekir. Ayrıca hastanın evde tek başına tansiyonunu Ölçmeyi öğren­mesi de gerekir; böylece tansiyon teda­visini sürdürmesi kolaylaşır.Birincil ya da esansiyel yüksek tansiyon<br />
Nedenin belirlenemediği durumlarda yüksek tansiyon böyle adlandırılır. Yüksek tansiyonlu hastaların çoğunluğunda (yüzde 85-90) görülür. Belirgin ailevi özelli­ği vardır; çevresel, sinirsel, hormonal ve damarlarla ilgili etkenlerin de farklı öl­çüde etkisi olabilirse de, bunlardan hiçbirinin kesin sorumlu olduğu kanıtlanma­mıştır. Öteki etkenler arasında aşırı tuz alımı, duygusal gerginlik ve şişmanlık yer alır. Bu etkenlerin kalıtsal yatkınlığı olan kişilerde yüksek tansiyonun ortaya çıkmasına neden olduğu ya da önceden var olan yüksek tansiyonu ağırlaştırdığı sanılmaktadır.<br />
<br />
İkincil yüksek tansiyon<br />
Başka bir hastalık tansiyonun yükselmesine neden olur. Yüksek tansiyona neden olan hastalıklar şunlardır:<br />
<br />
&#8226; Böbrekteki iltihaplar (glomerülonefrit, piyelonefrit). Renovasküler yüksek tansiyon böbrek atardamarının daralmasına ve buna bağlı olarak böbreğe giden kan akımının azalmasına bağlıdır. Bunun sonucunda böbrekte renin hormonunun yapımı ve salgılanması artar, bu da anjiyotensini etkinleştirerek yüksek tansiyo­na yol açar.&#8226; îç salgı hastalıkları. Bazı tiroit bezi hastalıkları orta derece yüksek tansiyona yol açar. Özellikle bazı böbreküstü bezi hastalıklarında da (feokromositom, Cus-hİng hastalığı, hiperaldosteronizm) yüksek tansiyon görülür.&#8226; Sinir sistemi hastalıkları. Bazı beyin tümörleri yüksek tansiyona yol açabilir­ler.<br />
<br />
&#8226; Arteriyoskleroz (damar sertliği). Yüksek tansiyon sonucunda oluşabilmesinin yanı sıra, yüksek tansiyonun nedeni de olabilir. Özellikle böbrek atardamarının daralması renovasküler yüksek tansiyona, büyük atardamarlardaki sertleşme de sistolik yüksek tansiyona yol açar. Bazı ilaçların (kortikosteroitler, doğum kont­rol hapları) ya da besinlerin (meyankökü) alınması da yüksek tansiyona yol açar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Kan basıncını belirleyen başlıca etkenler:</span><br />
Kan basıncı birbiriyle ilişkili birçok etkenin dengesinden kaynaklanır. Kan basıncını kalp, damarlar ve kan kütlesi belirler. Basıncı düzenleyen etkenler bunların üzerinde etki gösterir.Geniş anlamda basmç, belirli bir zaman biriminde kalbin sol karıncığın­dan pompalanan kan hacminden ve çevrel damarların kan akımına karşı direncinden kaynaklanır. Kalbin atımı, kalp kasının kasılma gücü ve kalp atim hızına bağlıdır.Damarın direnci çapıyla ters orantılıdır. Bu nedenle basınç büyük Ölçüde çevrel arteriyollerin (küçük atardamarlar) büzüşmesinden kaynaklanır. Basıncı düzenleyen etkenler en başta çevrel arteriyoller üzerinde etkili olurlar.Çevrel direncin artmasında kanın akışkanlığının az da olsa önemi vardır. Kanın akışkanlığı azalınca (sıklıkla alyuvar sayısının artışı nedeniyle) damar çaplan aym kalsa da direnç artar.<br />
<br />
Kanın akışkanlığı suyunkinden 2,5kat azdır. Kan hacmi kan basıncını belirleyen başka bir etkendir.. Plazma hacmindeki artma ya da azalma, uygun bir biçimde dengelenmezse kan basıncında değişikliklere yol açar.<br />
<br />
alintidir.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;">Admin notu : </span><br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
Böbrek yetmezliğin baş sebeblerinden biri olan tansiyon öncelikle stres,üzüntü,sinir,yanlış beslenme gibi v.s sebeblerden oluşmaktadır.Bu konunu hasta tarafindan kendi yaşamında irdelenmesi,çözülemeyen tansiyon sorunların sadece ilaçla deneme yanılma yöntemiyle değil bu makaledede olduğu gibi böbrek damarlarindan , yaşam tarzına kadar pek çok etmen araştırmalı böbrek ve kronik yetmezlikle ilişkisi iyice anlaşılmalıdır.<br />
Özellikle düzenli stres öfke negatif zararli duyguların insan hayatından çıkarılması hayati önem taşımaktadır.Bu yüzden kişi yaşam tarzını ve düşünce biçimini sorgulamalı mutlaka iyileşmek ve tansiyonun kontrol altina almak için egsersiz , doğru beslenme , doğru  nefes gibi faktörleri dikkate almali bilinçkenmelidir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[MUTLU OLMAK İÇİN 10 ŞEY]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2532</link>
			<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 21:57:12 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2532</guid>
			<description><![CDATA[1- Çalışmak için zaman ayır. Bu başarının bedelidir.<br />
2- Düşünmek için zaman ayır. Bu kudret ve kuvvetin kaynağıdır.<br />
3- Eğlenmek için zaman ayır. Bu genç kalmanın sırrıdır.<br />
4- Okumak için zaman ayır. Bu bilginin temelidir.<br />
5- ibadet için zaman ayır. Bu yücelmenin yolu, göz...ler den ve ruhtan dünyevî kirlerin ve tozların yıkanmasıdır.<br />
6- Başkalarına yardım ve arkadaşlarınla sohbet için zaman ayır. Bu saadetin kaynağıdır. <br />
7- Sevmek için zaman ayır. Bu hayatın kudsiyetierinden biridir.<br />
8- Hayal için zaman ayır. Bu ruhu yıldızlara eriştirir.<br />
9- Gülmek için zaman ayır. Bu hayatın yükünü hafifleten bir boşalıştır.<br />
10- Plân için zaman ayır. Bu ilk dokuz şeyi yapabilmek için lüzumlu zamana sahip olmanın sırrıdır..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1- Çalışmak için zaman ayır. Bu başarının bedelidir.<br />
2- Düşünmek için zaman ayır. Bu kudret ve kuvvetin kaynağıdır.<br />
3- Eğlenmek için zaman ayır. Bu genç kalmanın sırrıdır.<br />
4- Okumak için zaman ayır. Bu bilginin temelidir.<br />
5- ibadet için zaman ayır. Bu yücelmenin yolu, göz...ler den ve ruhtan dünyevî kirlerin ve tozların yıkanmasıdır.<br />
6- Başkalarına yardım ve arkadaşlarınla sohbet için zaman ayır. Bu saadetin kaynağıdır. <br />
7- Sevmek için zaman ayır. Bu hayatın kudsiyetierinden biridir.<br />
8- Hayal için zaman ayır. Bu ruhu yıldızlara eriştirir.<br />
9- Gülmek için zaman ayır. Bu hayatın yükünü hafifleten bir boşalıştır.<br />
10- Plân için zaman ayır. Bu ilk dokuz şeyi yapabilmek için lüzumlu zamana sahip olmanın sırrıdır..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Olumsuz Duygu ve Düşüncelerin Etkileri]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2531</link>
			<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 15:36:36 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2531</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://static.palhaber.com/wadmin/8/260x195/sizofren.jpg" border="0" alt="[Resim: sizofren.jpg&#93;" /><br />
İnsan acaba karamsar olduğu için mi sürekli olumsuzluklarla karşılaşıyor, yoksa sürekli olumsuzluklarla karşılaştığı için mi karamsar?<br />
Yaşamımıza şekil veren güç, düşüncelerimizdir. Duygularımızın bir adım öncesine gidersek, orada bu duyguları yaratan düşüncelerimizle karşı karşıya geliriz.<br />
<br />
Evrende her şeyin titreşimlerden oluştuğu gibi düşüncelerimizin ürünü olan duygularımız da değişik oktavlardaki titreşimlerden oluşuyor. Nefret, kıskançlık, kızgınlık, öfke, intikam gibi olumsuz duygular, düşük titreşimli ve ruhsal enerjiyi bloke edici nitelik taşırlar. Bu duyguların egemen olduğu kişiler, karamsarlık ve aşağılık kompleksinden kurtulamazlar. bu kişiler, etrafına yaydıkları manyetik alanın frekansına eşdeğerde duygu titreşimlerine sahip insanları ve koşulları kendilerine çekerler. Kısır bir döngü içinde hayata düşmanca bakarak olayları, &#8220;haksızlık, talihsizlik&#8221; olarak değerlendirirler.<br />
<br />
&#8220;Kimi insan odaya girdiğinde odayı aydınlatır, kimi insan da çıktığında.&#8221;<br />
<br />
Hepimiz bu sözün doğruluğunu defalarca yaşamışızdır, hani bazı insanlar vardır; onlarla ilk kez karşılaşmamıza rağmen, anında kendilerinden hoşlandığımız insanlar; bulundukları ortama neşe, canlılık, sıcaklık getiren insanlar; çevresindekileri rahatlatan insanlar. Bu tip insanların yanında kendimizi rahat hissederiz, maske takmaya ve savunmada olmaya gerek duymayız.<br />
<br />
Bu insanlar yaşama dostça bakarak, yaşam serüveninden çocukça bir neşe, bir haz alan insanlardır. hareketleri rahat ve doğaldır. etrafına yaydıkları enerji güçlüdür. Ve her daim gençtirler.<br />
<br />
insanın fiziksek çöküntüsünün nedeni &#8216;ruhsal&#8217; çöküntüdür. Şu deneyde görüldüğü gibi:<br />
<br />
Kızgınlık ve nefret dolu bir insanın soluğu, içinde küçük böceklerin bulunduğu bir cam tüpe üflendiğinde böcekler birkaç dakika içinde ölüyorlar. nedeni, o kızgın ve gerilimli psikolojik yapının bedende ürettiği toksinlerin böcekler üzerindeki etkisi. Yani kızgın ve nefret dolu insanın nefesindeki toksinler sözcüğün gerçek anlamıyla zehir saçmaktadır.<br />
<br />
İşte, asık suratlı, kızgın, kıskanç, ve korku içinde yaşayan insanların fiziksel olarak çökmelerinin nedeni kendi kendilerini zehirlemelerindendir. Bu toksinler, &#8220;free radikal&#8221; olarak hücreler arasına çıkmamak üzere yerleşirler ve hücrelerin kendilerini yenilemesini önlerler. Yenilenmeyen hücreler, ruhsal çöküntünün uzantısı olarak bedeni de çökertirler.<br />
<br />
&#8220;Keskin sirkenin zararı küpüne&#8221;, &#8220;bir kahkaha bir kilo pirzolaya bedel&#8221; gibi sözler de bu gerçeğin ifadesi.<br />
<br />
&#8220;gözler ruhun aynasıdır&#8221; denir. sevgi ve iyimserlikle dolu insanda gözler ve yüz sanki içten vuran bir ışıkla aydınlatılmış gibidir. bu yüksek titreşimli güzel duygular, ruhsal enerji kanallarını açtığı gibi insan bedenini çevreleyen &#8216;aura&#8217;yı da güçlendirir. (Aura insan bedeni etrafındaki manyetik alana verilen isimdir.) Bu tip insanlara çekilmemiz, onların varlığından huzur duymamız da doğaldır.<br />
<br />
Kirlian fotoğraf tekniği ile çekilen aura fotoğraflarında görülen şu oluyor:<br />
<br />
Asık suratlı, katı ve yargılayıcı tipteki bir insanın aurası soluk renkli ve bir-iki santimetre genişliğinde. Sevgi ve vicdan kavramları gelişmiş kişilerin aurası ise parlak ve renkli, otuz metreye kadar varan genişlikte.<br />
<br />
Kutsal kişileri tasvir eden resimlerde &#8216;Aziz&#8217;lerin başlarındaki hale de, saf beyaz ışığa dönüşmüş auranın sembolüdür.<br />
<br />
Genç kalmak için kozmetik ürünlerine milyonlarca lira harcamak yerine, yaşamı coşkuyla kucaklamak daha akıllıca galiba. Zaten sevgi dolu gözlerin parlaklığını hangi kozmetik sağlayabilir ki?<br />
<br />
Alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://static.palhaber.com/wadmin/8/260x195/sizofren.jpg" border="0" alt="[Resim: sizofren.jpg]" /><br />
İnsan acaba karamsar olduğu için mi sürekli olumsuzluklarla karşılaşıyor, yoksa sürekli olumsuzluklarla karşılaştığı için mi karamsar?<br />
Yaşamımıza şekil veren güç, düşüncelerimizdir. Duygularımızın bir adım öncesine gidersek, orada bu duyguları yaratan düşüncelerimizle karşı karşıya geliriz.<br />
<br />
Evrende her şeyin titreşimlerden oluştuğu gibi düşüncelerimizin ürünü olan duygularımız da değişik oktavlardaki titreşimlerden oluşuyor. Nefret, kıskançlık, kızgınlık, öfke, intikam gibi olumsuz duygular, düşük titreşimli ve ruhsal enerjiyi bloke edici nitelik taşırlar. Bu duyguların egemen olduğu kişiler, karamsarlık ve aşağılık kompleksinden kurtulamazlar. bu kişiler, etrafına yaydıkları manyetik alanın frekansına eşdeğerde duygu titreşimlerine sahip insanları ve koşulları kendilerine çekerler. Kısır bir döngü içinde hayata düşmanca bakarak olayları, &#8220;haksızlık, talihsizlik&#8221; olarak değerlendirirler.<br />
<br />
&#8220;Kimi insan odaya girdiğinde odayı aydınlatır, kimi insan da çıktığında.&#8221;<br />
<br />
Hepimiz bu sözün doğruluğunu defalarca yaşamışızdır, hani bazı insanlar vardır; onlarla ilk kez karşılaşmamıza rağmen, anında kendilerinden hoşlandığımız insanlar; bulundukları ortama neşe, canlılık, sıcaklık getiren insanlar; çevresindekileri rahatlatan insanlar. Bu tip insanların yanında kendimizi rahat hissederiz, maske takmaya ve savunmada olmaya gerek duymayız.<br />
<br />
Bu insanlar yaşama dostça bakarak, yaşam serüveninden çocukça bir neşe, bir haz alan insanlardır. hareketleri rahat ve doğaldır. etrafına yaydıkları enerji güçlüdür. Ve her daim gençtirler.<br />
<br />
insanın fiziksek çöküntüsünün nedeni &#8216;ruhsal&#8217; çöküntüdür. Şu deneyde görüldüğü gibi:<br />
<br />
Kızgınlık ve nefret dolu bir insanın soluğu, içinde küçük böceklerin bulunduğu bir cam tüpe üflendiğinde böcekler birkaç dakika içinde ölüyorlar. nedeni, o kızgın ve gerilimli psikolojik yapının bedende ürettiği toksinlerin böcekler üzerindeki etkisi. Yani kızgın ve nefret dolu insanın nefesindeki toksinler sözcüğün gerçek anlamıyla zehir saçmaktadır.<br />
<br />
İşte, asık suratlı, kızgın, kıskanç, ve korku içinde yaşayan insanların fiziksel olarak çökmelerinin nedeni kendi kendilerini zehirlemelerindendir. Bu toksinler, &#8220;free radikal&#8221; olarak hücreler arasına çıkmamak üzere yerleşirler ve hücrelerin kendilerini yenilemesini önlerler. Yenilenmeyen hücreler, ruhsal çöküntünün uzantısı olarak bedeni de çökertirler.<br />
<br />
&#8220;Keskin sirkenin zararı küpüne&#8221;, &#8220;bir kahkaha bir kilo pirzolaya bedel&#8221; gibi sözler de bu gerçeğin ifadesi.<br />
<br />
&#8220;gözler ruhun aynasıdır&#8221; denir. sevgi ve iyimserlikle dolu insanda gözler ve yüz sanki içten vuran bir ışıkla aydınlatılmış gibidir. bu yüksek titreşimli güzel duygular, ruhsal enerji kanallarını açtığı gibi insan bedenini çevreleyen &#8216;aura&#8217;yı da güçlendirir. (Aura insan bedeni etrafındaki manyetik alana verilen isimdir.) Bu tip insanlara çekilmemiz, onların varlığından huzur duymamız da doğaldır.<br />
<br />
Kirlian fotoğraf tekniği ile çekilen aura fotoğraflarında görülen şu oluyor:<br />
<br />
Asık suratlı, katı ve yargılayıcı tipteki bir insanın aurası soluk renkli ve bir-iki santimetre genişliğinde. Sevgi ve vicdan kavramları gelişmiş kişilerin aurası ise parlak ve renkli, otuz metreye kadar varan genişlikte.<br />
<br />
Kutsal kişileri tasvir eden resimlerde &#8216;Aziz&#8217;lerin başlarındaki hale de, saf beyaz ışığa dönüşmüş auranın sembolüdür.<br />
<br />
Genç kalmak için kozmetik ürünlerine milyonlarca lira harcamak yerine, yaşamı coşkuyla kucaklamak daha akıllıca galiba. Zaten sevgi dolu gözlerin parlaklığını hangi kozmetik sağlayabilir ki?<br />
<br />
Alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Her hastalığın ardında bir zihinsel sorun mu yatar?]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2530</link>
			<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 01:47:23 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2530</guid>
			<description><![CDATA[Büyük olasılıkla evet. En olmadık şikayetlerde bile bilinçaltında bastırılmış bir duygu söz konusudur. Size bir örnek vereyim. Genç bir bayan hastam vardı. O zamanlar Fethiye&#8217;deydim ve bu tip teknikleri daha yeni kullanmaktaydım. Bu hastanın şikayeti idrar kesesinde sürekli ağrı hissetmekti. Çok sık idrara çıkıyordu. Her türlü tetkiki yapılmıştı ve çare bulunamamıştı. Benim hipnozla uğraştığımı duymuş ve son umut olarak bana başvurmuştu. Birazdan aşağıda ayrıntılarıyla anlatacağım tekniklerimden birini ona uyguladım. Derin hipnoz hali yarattım ve bu sorunu yaratan bilinçaltı olayın canlanmasını sağladım. 3 yaşından 10 yaşına kadar amcasının tacizine uğradığı ortaya çıktı. Bu tip durumlarda bilinçaltında korku, öfke ve suçluluk gibi duygular sıkışıp kalır. Duygu boşaltma teknikleriyle duygularını boşalttım. Ve sadece 1 saatlik çalışma sonucunda yıllardır çare bulamadığı hastalığı ortadan kalktı, kayboldu. Bir daha da ortaya çıkmadı.<br />
<br />
 Gerçekten böyle mucizevi iyileşmeler mümkün müdür? 30 yıllık doktorum. Mesleğimde çoğu hasta ve hastalık karşısında çaresiz hissettim. İlaçlar fayda etmedi. Bu nedenle dahiliye ihtisasından bile istifa ettim. Tıpta bir sorun iyileşmezse buna kronik hastalık denir. Bu sorunun bir anlamda ömür boyu süreceğini ifade eder. Yani beden kendini iyileştiremeyecek demektir. Ben de buna inanmıştım. Hipnozla tanışana dek. Ondan sonra hayatım değişti. Her sorunun zihinsel güçle iyileşeceğine inanmaya ve şahit olmaya başladım. <span style="font-weight: bold;">Günümüz tıbbı bu sorunların ancak ilaçla belli ölçüde kontrol altında tutmaya çalışır. Yani iyileşmez gözüyle bakar. Beden kendini iyileştiremez diye düşünür. Ama bedenin kendisini iyileştireceğine inanırsanız bir boyut üste geçmişiniz demektir</span>. Tıbbın alternatif yöntemler dediği yöntemlerle tanıştığınız zaman bu iyileşmelere şahit olmaya başlarsınız. Tüm alternatif yöntemler &#8211; hipnoz, EFT , NLP, akupunktur, enerji iyileştirmeleri &#8211; bedenin kendisini iyileştireceği inancına dayanır. Bedenin enerji akışını düzene koyarsanız beden kendini iyileştirir. Ama iyileştiren enerji tıkanırsa hastalık denilen bozukluklar ortaya çıkmaya başlar. Tüm bu teknikler bedenin enerjisini düzenler. Bir çok iyileştirme tekniği var. Örneğin A.B.D de ürolog olan Eric Robbins Pranic iyileştirme denilen teknikle her gün bir çok hastayı iyileştirmektedir. Beden kendisini nasıl iyileştireceğini bilmektedir. <br />
<br />
Salamender denilen hayvanlarda yapılan bir deney bunu çok iyi ortaya koyar. Kuyruğu ve bacağı kesilen salamenderlerde kuyruk yeniden üremeye başladığı anda bu yeni hücreleri bacağa yerleştirilince bacakta da iyileşme olmaktadır. Yani kuyruk hücreleri bacak hücrelerine değişir. Aynı şekilde bacak hücrelerini kuyruğa yerleştirilirse kuyruk olarak üremektedir. Açıklama? Büyük olasılıkla bir enerji kalıbı mevcuttur. Ve bu kalıp hücreleri uygun şekilde yönlendirmektir. İyileşmenin nerede duracağını da çok iyi bilmektedir. Bedende bir yara oluştuğu zaman yara iyileşince bu iyileşme eylemi durur. Aşırıya kaçmaz. <br />
<br />
Bedenin enerji düzenini ne bozar? Duygular. Bedende birikmiş duygular. Stres ve diğer duygular beyinde değildir. Bedende özellikle kaslarda birikir. Tüm organların düz kaslarında birikirler ve kaslarda gerginlik yaratırlar. Nefes alma kaslarında birikirse nefes darlığı ortaya çıkar. Barsak kaslarında birikirlerse barsak sorunları ortaya çıkar. Boyun kasları baş ağrısına neden olur. Daha da birikmeye devam ederse organların çalışması bozulmaya başlar. Bunu keşfetmek için doktor olmaya gerek yok. En son kızdığınız zamanı ve o anlarda bedeninizde nerede ne hissettiğinizi hatırlayın. Düz kaslar otomatik çalışan kaslardır. Bilinçdışı çalışırlar. Yani isteyerek bağırsakların çalışmasını durduramazsınız. Başa giden damarların düz kasları kasıldığında migren ortaya çıkar. Bu düz kasları gevşeten ilaçlar geçici olarak ağrıyı ortadan kaldırır. Ama esas neden ortadan kalkmadığından bir süre sonra ağrı yeniden başlar. Soluk borusunun kasları sürekli kasılmaya başlarsa astım ortaya çıkar. Bu kasları gevşeten ilaçlar astımı geçici olarak önler. Ama esas neden bedende durdukça astım tekrarlamaya mahkumdur. Barsak kaslarındaki kasılmalar gaz, ishal, kabızlık, şişkinlik gibi yakınmalara neden olur. Buna irritabl barsak hastalığı denir. Amerika&#8217;daki iş kayıplarına ikinci sırada bu sorun sorumludur. Duygular ve içsel iyileşme yeteneğimiz. Bedende biriken duygular aynı zamanda bağışıklık sistemini de etkiler. Bir çok araştırma stresin bağışıklık sistemini baskıladığını göstermiştir. Bernie Siegel kendiliğinden iyileşen ya da yavaş ilerleyen kanser hastalarını incelemiştir. Hepsinde ortak olan nokta kanserlerine içlerindeki bir çatışmayı yansıttığı gözüyle bakan kişiler olduğunu bulmuştur. Bu çatışmaları çözmek için uğraşanlar kanserlerini iyileştirmişlerdir. Dr. Paul Goodwin olumsuz duyguların sinir sisteminde işlevsel sınırlamalar yaptığını ileri sürer. <br />
<br />
Nasıl olurda yedi günde bir tamamen yenilenen mide hücreleri bir ülseri iyileştiremez? Bu durumda tüm ülserlerin yedi günde kendiliğinden iyileşmesi gerekir. İyileşemez çünkü o bölgenin enerjisi iyileşmeye katılamaz. Duyguların etkilerini iki ana bölümde inceleyebiliriz. Birincisi basit, günlük travmalardır. Dıştan bakıldığında çok önemsiz gibi görülür. Ama yaşayan insan için yaşadığı dönemde ağır etki yaratır. Özellikle çocukluk döneminde. İkinci gurup ise ağır diyeceğimiz travmalardır. Şoklar, kayıplar, ayrılıklar, tacizler gibi. Bu travmalar bilinçaltımızda anılar olarak depolanır. Bazı araştırıcılar bilinçaltı yerine hücresel düzeyden bahsetmektedir. Çoğu anıları bilinçli olarak hatırlar ve bunlarla ilgili sorunları fazla sıkıntı yaşamadan çözümleriz. Ama acılı olanların hatırlanmasına bilinçaltı direnir. Yani sanki içerde sıkıştırır. Bu sıkışma düz kaslarda gerginliğe neden olur. Çünkü sıkışan sadece anı değildir. Anıyla beraber bu anının yarattığı duygudur. Bu sıkışmış duyguları bilinçli aklımızla bulup çıkarmamız mümkün değildir. Çoğu kişi bu tip duygular taşıdığının bile farkında değildir. Ben kendim bile bu guruptandım. Ama bir arkadaşımla kendi üzerimde yaptığım çalışmalarda ne kadar çok duygunun bedenimde olduğunu görünce, bu işlerle uğraşan biri olmama rağmen şaşırdım. Kaldıki ben fiziksel olarak sorunu olan bir kişi de değilim. Fiziksel sorunu ya da hastalığı olan kişilerde birikmiş duygular çok daha yoğun ve çok daha derinlerdedir. Hastalıklar bir yerde bu sıkışmış enerjilerin habercileridir. Tüm birikmiş duygular ve travmatik anılar bedenin enerji akışını bozarlar. İyileşme gücünü engellerler. Stres altındaki kişilerde yara iyileşmesinin geciktiği bilinen bir durumdur. İlginç olan şudur. Beden bu kadar yoğun enerjiyi bilinçaltında ya da bedende gizlemek için çok yoğun enerji harcar. Bu nedenle de hastalar kendilerini hep yorgun ve enerjisiz hissederler. Bu enerji eksikliği kronik yorgunluk, kas ağrıları, kimyasal maddelere hassasiyet olarak kendini gösterir. Bu tipte sorunu olan bir çok hastamda duygular temizlendikten sonra enerjileri yerine gelmiştir. <br />
<br />
Bilinçaltının derdi nedir ki bu duyguları sımsıkı saklar? Bilinçaltının esas görevi çocuğu büyürken aile içinde emniyette ve güvende tutmaktır. Ama çoğu zaman ailede öyle olaylar olur ki çocuk bilinçaltı duyguları gizlemenin daha emniyetli olduğuna karar verir. Kızdığımız zaman kızılmışızdır. Ağladığımız zaman eleştirilmişizdir. Yaptıklarımızdan suçlu ilan edilmişizdir. Bilinçaltı da duyguları göstermenin pek hayra alamet olmadığına karar vermiş ve bastırmaya başlamıştır. Ama hayat olayları sen eski duyguları göstermesen de, bastırsan da , hep yeni duygu üretir. Ama bilinçaltı hazırlıklıdır. Duyguyu üretildiği anda sıkıştırır, bir yerlere paketler. Duyguları hissetmek ve ifade etmek tehlikelidir çünkü ona göre. Bilinç duygu üretildiğini fark etmez bile.<br />
Bu sıkışmalar biriktikçe beden bunlara dayanamaz ve hastalıklar ortaya çıkar. Yüksek tansiyon, astım, barsak sorunları, baş ağrıları gibi. Hatta soğuk algınlığına yakalanmak gibi. Hastalıklardan iyileşmede güçlük çekmek gibi. Çünkü bu işlere harcanacak enerji duyguları tutmakla meşguldür.<br />
<br />
 Nefes darlığı çeken bir hastam vardı. Ne zaman stresi artsa nefes alamayacak gibi hissediyordu. Yılda 3-4 kez boğaz iltihabı geçiriyordu. Sesi bile çıkmıyordu bu zamanlarda. Hipnozda nefesini daraltan, boğazını sıkan bu duyguya neden olan olaya gitmesini istedim bilinçaltından. 6 aylık bebekliği canlandı zihninde. Gece yarısı ağlıyor. Babası geliyor, kucağına alıyor. Fakat ağlaması tam kesilmiyor. Babası sonunda sinirleniyor ve sert bir şekilde bebeği beşiğe atıyor. Bebeğin bilinçaltı bu durumu kaydediyor. Demek ki diyor korku ya da öfke gibi duyguları göstermemek gerekiyor. Hipnoz sırasında sakladığı öfkeyi boşaltmasını istedim. Kızdı, bağırdı, öfkeyi boşalttı. Sonra babasının aslında ona zarar vermek istemediğini anladı. Bilinçaltı duygularını ifade etmenin tehlikeli olmadığını öğrendi. O zamandan beri boğaz sorunları kalmadı. Artık soğuk algınlığı bile yaşamıyor. Artık duygularını sağlıklı bir şekilde yaşıyor ve ifade ediyor. Bu bir teori değil. İnsanlar duygularını biriktirdiği zaman neler olduğu ve boşalttığı zamanda nasıl iyileştiklerini gösteren çok güzel bir çalışma var. Türkçede de kitapları olan Dr. John Sarno (zihin-beden reçetesi, Goa yayınları) kas-eklem ağrılarında duygusal yükün etkisini göstermiştir. Sorunu yaratan olumsuz duygulara neden olan olayları yaşamak değildir. Esas sorun bu duyguları yaşayamamızdır, yani yaşamaya bedenimizin direnmesidir. Ünlü Psikolog Gay Hendricks&#8217;in dediği gibi. &#8220;Tüm duygular nazik ve kısa ömürlüdür aslında, ancak biz onları hissetmeye direnmezsek.&#8221; Dr. Sarno&#8217;nun akademik çalışmalarında hastaların %88&#8217;i kas iskelet sorunlarından kurtulmuştur. %10 uda bayağı iyileşmiştir. Hastaların çoğu onun yöntemiyle tanışmadan önce 20-30 yıl ağrı çekiyorlardı. Çoğu bel kas ameliyatları olmuştu ama yine iyileşememişti. Sarno&#8217;nun yöntemi basitti. Hastalarından şunu yapmalarını istemişti. Ne zaman ağrıları ortaya çıkarsa kendilerine &#8220;acaba neye kızgınım ya da ne hakkında kaygılıyım&#8221; diye soracaklardı. Bu duyguyu bulunca tam olarak hissetmeleri gerekiyordu. Asla eski yerine itmek yoktu. Amaç yargılamadan hislerini hissetmekten ibaretti. Basit gibi görünse de yıllarca duyguyu bastıran ve yok sayan bu insanlar için bunu öğrenmek uzun bir öğrenme eylemini gerektiriyordu. Bu zor bir uğraş olabilir. Bir terapist gerektirebilir. <span style="font-weight: bold;">Ama uzun yılların birikmiş olumsuz enerjisinin boşaltmak için gereklidir. <br />
İyileşme başka türlü sağlanamaz</span>. Hızlı İyileşme Teknikleri Artık bu duygusal sorunları temizleyecek, hem de hızla temizleyecek çok iyi iyileştirme tekniklerine sahibiz. Bedenin enerji dengelerini basit tekniklerle değiştirmek mümkün. Olumsuz duygular bedenin enerji dengesini bozar. Bu dengeyi oluşturmak mümkündür. Bu tekniklerden en çok bilineni parmak uçlarıyla belli enerji noktalarına dokunmaktır (EFT). Ama bu arada duygu yaratan olaya odaklanmak gerekir. Benzer işi hipnozla da başarmak mümkündür. Bu olayların neden olduğu duygular bu sayede bedenden boşalır. Başlangıçta bedeninin neresinde ve hangi şiddette duygu hissettiğini sorarım hastalara. Çoğunlukla göğüs, boğaz ya da karında hissedilir. Sonra biraz çalışma yapar duyguları boşaltırız. Eğer tam boşalma olursa bedendeki o his kaybolur. Sonuç genellikle kalıcıdır. EFT ile kısa sürede çok etkin sonuçlar almak mümkündür. Çoğu zaman çok acı veren olaylar çok derinlerde gizlidir. Kişiler bilinçli olarak bunu unutmuştur. <span style="font-weight: bold;">Bir çok iyileşemeyen hastalıkta bastırılmış öfke vardır. Hasta kişi içinde öfke barındırdığının farkında bile değildir.</span> Bu bastırılmış duygulara ancak hipnoz sayesinde ulaşırız.<br />
<br />
Hipnoz sözü insanları korkutur. Bir sihir var zannederler. Ama hiçbir insan hangi durumda olursa olsun iradesi dışında bir şey yapmaya zorlanamaz. Hipnoz olmak için bile bilincin rızası ve izini gereklidir. Bu derindeki olayları ortaya çıkarmak için derin hipnoz hali gereklidir. Derin hipnoz halinde regresyon dediğimiz olay oluşur. Regresyon geçmişte bastırılmış kalmış duygusal olayların yeniden zihinde canlanmasıdır. Bu tip çalışmayı yapmak için sistematik bir yaklaşım şarttır. Bu yaklaşımı sağlayan dünyada ki en iyi sistemlerden biri 5-PATH sistemidir. Bunu Türkiye&#8217;de eğitimini bir çok uygulayıcıya öğrettim ve öğretmeye devam ediyorum.<br />
<br />
Derin hipnoz haline somnanbulizm deriz. Somnanbulistik hal için bilincin kritikal faktörünü baypas etmek gerekir. Böylece derin trans hali oluşur. Bu derin trans halinde regresyon oluşması çok kolaydır. Böylece bastırılmış duygular açığa çıkar ve boşaltılır. Standart psikoterapiyle yıllar alacak tedavileri bu yöntemle birkaç saatte çözmek mümkündür. Ben kendi pratiğimde yüzlerce vakada bunu bizzat gözlemledim. Duygusal soruna yol açan ilk olayı bulmak gerekir. Bu da ancak regresyonla mümkündür. Bu ilk olay bazen anne karnında oluşmuştur. Bazen de doğum esnasında. Bunun kayıtları bilinçaltında mevcut bekler. Korkular boşalır. Öfkeler boşalır. Aflar gerçekleşir. Kişinin tüm yaşama ve kendine bakışında derin değişiklikler oluşur. Bu değişiklikler fiziksel bozukluğu ya da hastalığı da ortadan kaldırır. Sanki bir mucize oluşur. Ama bu yöntemlerle çalışanlar için ortada mucize falan yoktur. Sadece beklene sonuç elde edilmiştir. <br />
 <br />
Alinti : Op. Dr. Bülent Uran]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Büyük olasılıkla evet. En olmadık şikayetlerde bile bilinçaltında bastırılmış bir duygu söz konusudur. Size bir örnek vereyim. Genç bir bayan hastam vardı. O zamanlar Fethiye&#8217;deydim ve bu tip teknikleri daha yeni kullanmaktaydım. Bu hastanın şikayeti idrar kesesinde sürekli ağrı hissetmekti. Çok sık idrara çıkıyordu. Her türlü tetkiki yapılmıştı ve çare bulunamamıştı. Benim hipnozla uğraştığımı duymuş ve son umut olarak bana başvurmuştu. Birazdan aşağıda ayrıntılarıyla anlatacağım tekniklerimden birini ona uyguladım. Derin hipnoz hali yarattım ve bu sorunu yaratan bilinçaltı olayın canlanmasını sağladım. 3 yaşından 10 yaşına kadar amcasının tacizine uğradığı ortaya çıktı. Bu tip durumlarda bilinçaltında korku, öfke ve suçluluk gibi duygular sıkışıp kalır. Duygu boşaltma teknikleriyle duygularını boşalttım. Ve sadece 1 saatlik çalışma sonucunda yıllardır çare bulamadığı hastalığı ortadan kalktı, kayboldu. Bir daha da ortaya çıkmadı.<br />
<br />
 Gerçekten böyle mucizevi iyileşmeler mümkün müdür? 30 yıllık doktorum. Mesleğimde çoğu hasta ve hastalık karşısında çaresiz hissettim. İlaçlar fayda etmedi. Bu nedenle dahiliye ihtisasından bile istifa ettim. Tıpta bir sorun iyileşmezse buna kronik hastalık denir. Bu sorunun bir anlamda ömür boyu süreceğini ifade eder. Yani beden kendini iyileştiremeyecek demektir. Ben de buna inanmıştım. Hipnozla tanışana dek. Ondan sonra hayatım değişti. Her sorunun zihinsel güçle iyileşeceğine inanmaya ve şahit olmaya başladım. <span style="font-weight: bold;">Günümüz tıbbı bu sorunların ancak ilaçla belli ölçüde kontrol altında tutmaya çalışır. Yani iyileşmez gözüyle bakar. Beden kendini iyileştiremez diye düşünür. Ama bedenin kendisini iyileştireceğine inanırsanız bir boyut üste geçmişiniz demektir</span>. Tıbbın alternatif yöntemler dediği yöntemlerle tanıştığınız zaman bu iyileşmelere şahit olmaya başlarsınız. Tüm alternatif yöntemler &#8211; hipnoz, EFT , NLP, akupunktur, enerji iyileştirmeleri &#8211; bedenin kendisini iyileştireceği inancına dayanır. Bedenin enerji akışını düzene koyarsanız beden kendini iyileştirir. Ama iyileştiren enerji tıkanırsa hastalık denilen bozukluklar ortaya çıkmaya başlar. Tüm bu teknikler bedenin enerjisini düzenler. Bir çok iyileştirme tekniği var. Örneğin A.B.D de ürolog olan Eric Robbins Pranic iyileştirme denilen teknikle her gün bir çok hastayı iyileştirmektedir. Beden kendisini nasıl iyileştireceğini bilmektedir. <br />
<br />
Salamender denilen hayvanlarda yapılan bir deney bunu çok iyi ortaya koyar. Kuyruğu ve bacağı kesilen salamenderlerde kuyruk yeniden üremeye başladığı anda bu yeni hücreleri bacağa yerleştirilince bacakta da iyileşme olmaktadır. Yani kuyruk hücreleri bacak hücrelerine değişir. Aynı şekilde bacak hücrelerini kuyruğa yerleştirilirse kuyruk olarak üremektedir. Açıklama? Büyük olasılıkla bir enerji kalıbı mevcuttur. Ve bu kalıp hücreleri uygun şekilde yönlendirmektir. İyileşmenin nerede duracağını da çok iyi bilmektedir. Bedende bir yara oluştuğu zaman yara iyileşince bu iyileşme eylemi durur. Aşırıya kaçmaz. <br />
<br />
Bedenin enerji düzenini ne bozar? Duygular. Bedende birikmiş duygular. Stres ve diğer duygular beyinde değildir. Bedende özellikle kaslarda birikir. Tüm organların düz kaslarında birikirler ve kaslarda gerginlik yaratırlar. Nefes alma kaslarında birikirse nefes darlığı ortaya çıkar. Barsak kaslarında birikirlerse barsak sorunları ortaya çıkar. Boyun kasları baş ağrısına neden olur. Daha da birikmeye devam ederse organların çalışması bozulmaya başlar. Bunu keşfetmek için doktor olmaya gerek yok. En son kızdığınız zamanı ve o anlarda bedeninizde nerede ne hissettiğinizi hatırlayın. Düz kaslar otomatik çalışan kaslardır. Bilinçdışı çalışırlar. Yani isteyerek bağırsakların çalışmasını durduramazsınız. Başa giden damarların düz kasları kasıldığında migren ortaya çıkar. Bu düz kasları gevşeten ilaçlar geçici olarak ağrıyı ortadan kaldırır. Ama esas neden ortadan kalkmadığından bir süre sonra ağrı yeniden başlar. Soluk borusunun kasları sürekli kasılmaya başlarsa astım ortaya çıkar. Bu kasları gevşeten ilaçlar astımı geçici olarak önler. Ama esas neden bedende durdukça astım tekrarlamaya mahkumdur. Barsak kaslarındaki kasılmalar gaz, ishal, kabızlık, şişkinlik gibi yakınmalara neden olur. Buna irritabl barsak hastalığı denir. Amerika&#8217;daki iş kayıplarına ikinci sırada bu sorun sorumludur. Duygular ve içsel iyileşme yeteneğimiz. Bedende biriken duygular aynı zamanda bağışıklık sistemini de etkiler. Bir çok araştırma stresin bağışıklık sistemini baskıladığını göstermiştir. Bernie Siegel kendiliğinden iyileşen ya da yavaş ilerleyen kanser hastalarını incelemiştir. Hepsinde ortak olan nokta kanserlerine içlerindeki bir çatışmayı yansıttığı gözüyle bakan kişiler olduğunu bulmuştur. Bu çatışmaları çözmek için uğraşanlar kanserlerini iyileştirmişlerdir. Dr. Paul Goodwin olumsuz duyguların sinir sisteminde işlevsel sınırlamalar yaptığını ileri sürer. <br />
<br />
Nasıl olurda yedi günde bir tamamen yenilenen mide hücreleri bir ülseri iyileştiremez? Bu durumda tüm ülserlerin yedi günde kendiliğinden iyileşmesi gerekir. İyileşemez çünkü o bölgenin enerjisi iyileşmeye katılamaz. Duyguların etkilerini iki ana bölümde inceleyebiliriz. Birincisi basit, günlük travmalardır. Dıştan bakıldığında çok önemsiz gibi görülür. Ama yaşayan insan için yaşadığı dönemde ağır etki yaratır. Özellikle çocukluk döneminde. İkinci gurup ise ağır diyeceğimiz travmalardır. Şoklar, kayıplar, ayrılıklar, tacizler gibi. Bu travmalar bilinçaltımızda anılar olarak depolanır. Bazı araştırıcılar bilinçaltı yerine hücresel düzeyden bahsetmektedir. Çoğu anıları bilinçli olarak hatırlar ve bunlarla ilgili sorunları fazla sıkıntı yaşamadan çözümleriz. Ama acılı olanların hatırlanmasına bilinçaltı direnir. Yani sanki içerde sıkıştırır. Bu sıkışma düz kaslarda gerginliğe neden olur. Çünkü sıkışan sadece anı değildir. Anıyla beraber bu anının yarattığı duygudur. Bu sıkışmış duyguları bilinçli aklımızla bulup çıkarmamız mümkün değildir. Çoğu kişi bu tip duygular taşıdığının bile farkında değildir. Ben kendim bile bu guruptandım. Ama bir arkadaşımla kendi üzerimde yaptığım çalışmalarda ne kadar çok duygunun bedenimde olduğunu görünce, bu işlerle uğraşan biri olmama rağmen şaşırdım. Kaldıki ben fiziksel olarak sorunu olan bir kişi de değilim. Fiziksel sorunu ya da hastalığı olan kişilerde birikmiş duygular çok daha yoğun ve çok daha derinlerdedir. Hastalıklar bir yerde bu sıkışmış enerjilerin habercileridir. Tüm birikmiş duygular ve travmatik anılar bedenin enerji akışını bozarlar. İyileşme gücünü engellerler. Stres altındaki kişilerde yara iyileşmesinin geciktiği bilinen bir durumdur. İlginç olan şudur. Beden bu kadar yoğun enerjiyi bilinçaltında ya da bedende gizlemek için çok yoğun enerji harcar. Bu nedenle de hastalar kendilerini hep yorgun ve enerjisiz hissederler. Bu enerji eksikliği kronik yorgunluk, kas ağrıları, kimyasal maddelere hassasiyet olarak kendini gösterir. Bu tipte sorunu olan bir çok hastamda duygular temizlendikten sonra enerjileri yerine gelmiştir. <br />
<br />
Bilinçaltının derdi nedir ki bu duyguları sımsıkı saklar? Bilinçaltının esas görevi çocuğu büyürken aile içinde emniyette ve güvende tutmaktır. Ama çoğu zaman ailede öyle olaylar olur ki çocuk bilinçaltı duyguları gizlemenin daha emniyetli olduğuna karar verir. Kızdığımız zaman kızılmışızdır. Ağladığımız zaman eleştirilmişizdir. Yaptıklarımızdan suçlu ilan edilmişizdir. Bilinçaltı da duyguları göstermenin pek hayra alamet olmadığına karar vermiş ve bastırmaya başlamıştır. Ama hayat olayları sen eski duyguları göstermesen de, bastırsan da , hep yeni duygu üretir. Ama bilinçaltı hazırlıklıdır. Duyguyu üretildiği anda sıkıştırır, bir yerlere paketler. Duyguları hissetmek ve ifade etmek tehlikelidir çünkü ona göre. Bilinç duygu üretildiğini fark etmez bile.<br />
Bu sıkışmalar biriktikçe beden bunlara dayanamaz ve hastalıklar ortaya çıkar. Yüksek tansiyon, astım, barsak sorunları, baş ağrıları gibi. Hatta soğuk algınlığına yakalanmak gibi. Hastalıklardan iyileşmede güçlük çekmek gibi. Çünkü bu işlere harcanacak enerji duyguları tutmakla meşguldür.<br />
<br />
 Nefes darlığı çeken bir hastam vardı. Ne zaman stresi artsa nefes alamayacak gibi hissediyordu. Yılda 3-4 kez boğaz iltihabı geçiriyordu. Sesi bile çıkmıyordu bu zamanlarda. Hipnozda nefesini daraltan, boğazını sıkan bu duyguya neden olan olaya gitmesini istedim bilinçaltından. 6 aylık bebekliği canlandı zihninde. Gece yarısı ağlıyor. Babası geliyor, kucağına alıyor. Fakat ağlaması tam kesilmiyor. Babası sonunda sinirleniyor ve sert bir şekilde bebeği beşiğe atıyor. Bebeğin bilinçaltı bu durumu kaydediyor. Demek ki diyor korku ya da öfke gibi duyguları göstermemek gerekiyor. Hipnoz sırasında sakladığı öfkeyi boşaltmasını istedim. Kızdı, bağırdı, öfkeyi boşalttı. Sonra babasının aslında ona zarar vermek istemediğini anladı. Bilinçaltı duygularını ifade etmenin tehlikeli olmadığını öğrendi. O zamandan beri boğaz sorunları kalmadı. Artık soğuk algınlığı bile yaşamıyor. Artık duygularını sağlıklı bir şekilde yaşıyor ve ifade ediyor. Bu bir teori değil. İnsanlar duygularını biriktirdiği zaman neler olduğu ve boşalttığı zamanda nasıl iyileştiklerini gösteren çok güzel bir çalışma var. Türkçede de kitapları olan Dr. John Sarno (zihin-beden reçetesi, Goa yayınları) kas-eklem ağrılarında duygusal yükün etkisini göstermiştir. Sorunu yaratan olumsuz duygulara neden olan olayları yaşamak değildir. Esas sorun bu duyguları yaşayamamızdır, yani yaşamaya bedenimizin direnmesidir. Ünlü Psikolog Gay Hendricks&#8217;in dediği gibi. &#8220;Tüm duygular nazik ve kısa ömürlüdür aslında, ancak biz onları hissetmeye direnmezsek.&#8221; Dr. Sarno&#8217;nun akademik çalışmalarında hastaların %88&#8217;i kas iskelet sorunlarından kurtulmuştur. %10 uda bayağı iyileşmiştir. Hastaların çoğu onun yöntemiyle tanışmadan önce 20-30 yıl ağrı çekiyorlardı. Çoğu bel kas ameliyatları olmuştu ama yine iyileşememişti. Sarno&#8217;nun yöntemi basitti. Hastalarından şunu yapmalarını istemişti. Ne zaman ağrıları ortaya çıkarsa kendilerine &#8220;acaba neye kızgınım ya da ne hakkında kaygılıyım&#8221; diye soracaklardı. Bu duyguyu bulunca tam olarak hissetmeleri gerekiyordu. Asla eski yerine itmek yoktu. Amaç yargılamadan hislerini hissetmekten ibaretti. Basit gibi görünse de yıllarca duyguyu bastıran ve yok sayan bu insanlar için bunu öğrenmek uzun bir öğrenme eylemini gerektiriyordu. Bu zor bir uğraş olabilir. Bir terapist gerektirebilir. <span style="font-weight: bold;">Ama uzun yılların birikmiş olumsuz enerjisinin boşaltmak için gereklidir. <br />
İyileşme başka türlü sağlanamaz</span>. Hızlı İyileşme Teknikleri Artık bu duygusal sorunları temizleyecek, hem de hızla temizleyecek çok iyi iyileştirme tekniklerine sahibiz. Bedenin enerji dengelerini basit tekniklerle değiştirmek mümkün. Olumsuz duygular bedenin enerji dengesini bozar. Bu dengeyi oluşturmak mümkündür. Bu tekniklerden en çok bilineni parmak uçlarıyla belli enerji noktalarına dokunmaktır (EFT). Ama bu arada duygu yaratan olaya odaklanmak gerekir. Benzer işi hipnozla da başarmak mümkündür. Bu olayların neden olduğu duygular bu sayede bedenden boşalır. Başlangıçta bedeninin neresinde ve hangi şiddette duygu hissettiğini sorarım hastalara. Çoğunlukla göğüs, boğaz ya da karında hissedilir. Sonra biraz çalışma yapar duyguları boşaltırız. Eğer tam boşalma olursa bedendeki o his kaybolur. Sonuç genellikle kalıcıdır. EFT ile kısa sürede çok etkin sonuçlar almak mümkündür. Çoğu zaman çok acı veren olaylar çok derinlerde gizlidir. Kişiler bilinçli olarak bunu unutmuştur. <span style="font-weight: bold;">Bir çok iyileşemeyen hastalıkta bastırılmış öfke vardır. Hasta kişi içinde öfke barındırdığının farkında bile değildir.</span> Bu bastırılmış duygulara ancak hipnoz sayesinde ulaşırız.<br />
<br />
Hipnoz sözü insanları korkutur. Bir sihir var zannederler. Ama hiçbir insan hangi durumda olursa olsun iradesi dışında bir şey yapmaya zorlanamaz. Hipnoz olmak için bile bilincin rızası ve izini gereklidir. Bu derindeki olayları ortaya çıkarmak için derin hipnoz hali gereklidir. Derin hipnoz halinde regresyon dediğimiz olay oluşur. Regresyon geçmişte bastırılmış kalmış duygusal olayların yeniden zihinde canlanmasıdır. Bu tip çalışmayı yapmak için sistematik bir yaklaşım şarttır. Bu yaklaşımı sağlayan dünyada ki en iyi sistemlerden biri 5-PATH sistemidir. Bunu Türkiye&#8217;de eğitimini bir çok uygulayıcıya öğrettim ve öğretmeye devam ediyorum.<br />
<br />
Derin hipnoz haline somnanbulizm deriz. Somnanbulistik hal için bilincin kritikal faktörünü baypas etmek gerekir. Böylece derin trans hali oluşur. Bu derin trans halinde regresyon oluşması çok kolaydır. Böylece bastırılmış duygular açığa çıkar ve boşaltılır. Standart psikoterapiyle yıllar alacak tedavileri bu yöntemle birkaç saatte çözmek mümkündür. Ben kendi pratiğimde yüzlerce vakada bunu bizzat gözlemledim. Duygusal soruna yol açan ilk olayı bulmak gerekir. Bu da ancak regresyonla mümkündür. Bu ilk olay bazen anne karnında oluşmuştur. Bazen de doğum esnasında. Bunun kayıtları bilinçaltında mevcut bekler. Korkular boşalır. Öfkeler boşalır. Aflar gerçekleşir. Kişinin tüm yaşama ve kendine bakışında derin değişiklikler oluşur. Bu değişiklikler fiziksel bozukluğu ya da hastalığı da ortadan kaldırır. Sanki bir mucize oluşur. Ama bu yöntemlerle çalışanlar için ortada mucize falan yoktur. Sadece beklene sonuç elde edilmiştir. <br />
 <br />
Alinti : Op. Dr. Bülent Uran]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[böbrek naklınden sonra asırı terleme]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2529</link>
			<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 18:52:20 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2529</guid>
			<description><![CDATA[arkadaslar böbrek naklı olalı bır yıl olcak hemen hergun terlıyorum durdum yerde olsun gece yatarken olsun bazende yemekte olsun terlıyorum ya gecelerı bazen gecede iki atlet deyıstırdım oluyordu basına gelen varmı burda paylasırsa sevınırım arkadslar sımdıden yenı yılda tum arkadslarımıza hayırlı  nakıl nasıb olmak dileğiyle bırde 3ay dır aralıksız kan  verıyorum kandeğerlerın dende olabılırmı bu hafta gene yuksek cıktı HB deyerım 17,5   18 oldumun  verıyom herkeze gecmıs olsun]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaslar böbrek naklı olalı bır yıl olcak hemen hergun terlıyorum durdum yerde olsun gece yatarken olsun bazende yemekte olsun terlıyorum ya gecelerı bazen gecede iki atlet deyıstırdım oluyordu basına gelen varmı burda paylasırsa sevınırım arkadslar sımdıden yenı yılda tum arkadslarımıza hayırlı  nakıl nasıb olmak dileğiyle bırde 3ay dır aralıksız kan  verıyorum kandeğerlerın dende olabılırmı bu hafta gene yuksek cıktı HB deyerım 17,5   18 oldumun  verıyom herkeze gecmıs olsun]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[idrarda protein kacağı böbrek yetmezlığıne yol acarmı?]]></title>
			<link>http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2528</link>
			<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 10:13:25 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gencdiyaliz.com/forum/showthread.php?tid=2528</guid>
			<description><![CDATA[arkadaslar kardesım de idrarda protein kacağı var oldugunu örendik daha öncedende fmf bağlı akdenız atesı tedavısı göruyodu kolsısın tedavısı göruyodu 3*1alıyodu fmf hastası arkadaslrsakın kolsısını bırakmayı felan asla dusunmeyın ilaclarınızı aksatmadan kulanın bılgısı olanlar varsa burda paylasırsa sevınırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaslar kardesım de idrarda protein kacağı var oldugunu örendik daha öncedende fmf bağlı akdenız atesı tedavısı göruyodu kolsısın tedavısı göruyodu 3*1alıyodu fmf hastası arkadaslrsakın kolsısını bırakmayı felan asla dusunmeyın ilaclarınızı aksatmadan kulanın bılgısı olanlar varsa burda paylasırsa sevınırım]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>